Özet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Özet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2026 Perşembe

Mobius (Adam Fawer) Kitabının Özeti, Konusu ve Kitap Hakkında Bilgi


Kitabın Adı: Mobius

Kitabın Yazarı: Adam Fawer

Kitap Hakkında Bilgi:

Bir cümle hayatını kurtarabilir.
Gelecekten geliyorsa.
Üstelik kendi el yazınla!

"Hepimizin hayatında, sonrasında hiçbir şeyin aynı kalmadığı, dünyamızı ikiye ayıran en az bir an vardır. O an, ilk bakışta muhtemelen önemli görünür. Ama değildir. Önemli olan daha önce gelir.
Ben Ayırıcı diyorum ona, diğerlerini deviren ilk domino taşı."

Mobius.
İsmini sonsuzluk şeridinden alıyor.
Brooklyn'in gözlerden uzak teraslarında kurulu bir startup.
Ortaklar hipster girişimci Andy ve esrarengiz dâhi fizikçi Rowan'a göre icatları tüm dünyayı değiştirecek bir devrim niteliğinde.
Temporal Distorsiyon Portalı. Kısaca: Zamanda Yolculuk!
Gelecekten sana, kendi el yazınla gönderilen mesajlar.

Bu icatla kusursuz bir kariyer inşa edebilir, gelecekteki ruh eşinle tanışabilirsin.
Dostların ve düşmanlarınla takvimlerin ötesinde yüzleşebilir, akla gelmeyecek tüyoların izinde zaman korsanlığına, sonsuz servet peşinde gelecek hırsızlığına soyunabilirsin.
Ama hepsinden önemlisi; en büyük hatanı düzeltebilirsin.

Caleb kendi elleriyle mahvedene dek hayalini dahi kuramayacağı bir hayat sürüyordu. Her koşulda sırtını dayayabileceği hayat arkadaşı Hannah'ya, herkesten çok sevdiği oğlu Seth'e, dünya çapında popüler teknoloji girişimlerinde göz alıcı bir kariyere sahipti.
Sonra kaçınılmaz sürpriz gerçekleşti.
Caleb şimdi çoğu beyaz yakalının gizli kahramanı olsa da CEO'lara göre bir hain, yatırımcılara göre steroid basılmış bir kriptonit.
Son dayanağı ve akıl hocası Jim, ona Andy ve Rowan'ın mucizesinden bahsettiğinde, kaybedecek hiç bir şeyi kalmayan Caleb kaybettiği her şeyi kazanma olasılığını keşfediyor.

Türkiye'de hem bilim kurguyu hem okuma alışkanlıklarını yeniledi.
Olasılıksız, Empati ve OZ adlı romanlarıyla milyonları okumaya âşık etti.
Her jenerasyonun baştan keşfettiği fenomen yazar Adam Fawer bu kez de Zaman'a meydan okuyor.
Kader, özgür irade, geçmiş, gelecek, aşk, felsefe, bilim, polisiye...
Zamanda Yolculuk hiç bu kadar gerçek olmamıştı.
Adam Fawer'dan asla bitmesin isteyeceğiniz bir roman daha. (Tanıtım Bülteninden)

Kitabın Konusu:

Mükemmel görünen bir yaşam sürerken beklenmedik bir şekilde her şeyini kaybeden biri, iki girişimcinin geliştirdiği zaman yolculuğu teknolojisini kullanarak geçmişte yaptığı hataları düzeltmeye çalışırken etik, felsefi, karmaşık ve tehlikeli olaylara sebep olur.

Kitabın Özeti:

Caleb, 40’lı yaşlarının başında, bir zamanlar teknoloji dünyasının parlayan yıldızlarından biridir. Finans uzmanı olarak sayısız startup’ta CFO’luk yapmış, ekipler kurmuş, milyonlarca dolarlık yatırımlar çekmiştir.

Eşi Hannah ve oğlu Seth ile mutlu bir aile hayatı vardır. Dışarıdan bakıldığında her şeye sahip bir adamdır. Ancak Caleb’in hırsı ve bencilliği yüzünden bu tablo dağılmaya başlar. Bir yatırım skandalında yanlış kararlar alır ve işini kaybeder.

Eşi Hannah ile evliliği sıkıntıya girer ve oğlu Seth’le bağı kopar. Alkol ve pişmanlık bataklığına saplanan Caleb, hayatını kendi elleriyle mahvettiğini düşünür. Tam her şey bitti derken, eski akıl hocası Jim’den bir telefon alır. Jim, ona Mobius adında gizemli bir startup’tan bahseder: Zaman yolculuğunu mümkün kılan bir teknoloji geliştiren bu şirket, Caleb’e kaybettiği her şeyi geri kazanma şansı sunar.

Mobius, Brooklyn’de kurulmuş küçük bir teknoloji girişimidir. Şirketin kurucuları, Andy ve dâhi fizikçi Rowan, Temporal Distorsiyon Portalı adını verdikleri bir icat geliştirmiş. Bu portal, geleceğe bir tünel açar ve insanlara kendi el yazılarıyla yazılmış mesajlar gönderme imkânı tanır.

“Bir cümle hayatını kurtarabilir. Gelecekten geliyorsa,” sloganıyla yola çıkan Mobius, zamanın akışını değiştirmeyi vaat eder. Caleb, bu fikre önce şüpheyle yaklaşır ama kaybedecek hiçbir şeyi kalmadığı için projeye dahil olmayı kabul eder. Caleb, Mobius şirketinin finansal stratejilerini yönetmekle görevlendirilir.

Geçmişte Hannah, Caleb'e defalarca “Ailene zaman ayır” der, ama Caleb dinlemez. Seth’in okul etkinliklerini kaçırır. Hannah’ın yalnızlığını görmezden gelir. Caleb’in bu geçmişini, Mobius’un sunduğu fırsat ile değiştirmek ister.

Mobius’un teknolojisi, kuantum fiziği ve süperpozisyon teorisine dayanır. Gelecek, gözlemlenmediği sürece belirsiz bir olasılıklar denizidir. Caleb, bir gün kendi el yazısıyla yazılmış bir mesaj alır. “Hannah’ı dinle.” Bu mesaj, ona hem umut hem korku verir. Gelecekteki Caleb’in ona neyi anlatmaya çalıştığını anlamak için portalı daha çok kullanır. Ancak her mesaj, yeni bir soru işareti doğurur. Andy ve Rowan, teknolojinin sınırlarını zorlarken, Caleb kendi sınırlarını keşfeder.

Mobius ekibi büyük bir sınavla karşılaşır. Yatırımcılar, teknolojinin güvenli olmadığını düşünür ve projeyi durdurmak ister. Rowan, portalın bir “sonsuzluk şeridi” gibi çalıştığını savunur. Geçmiş, şimdi ve gelecek bir döngü içinde birbirine bağlıdır.

Caleb portalı kullanarak geçmişe bir mesaj gönderir. Hannah’a “Seni seviyorum, değişeceğim” yazar. Ancak sonuç beklediği gibi olmaz. Hannah mesajı alır, ama Caleb’in değişeceğine inanmadığı için yine de gider. Rowan’ın portalı aşırı kullanması bir felakete yol açar. Zaman çizgisi karışır ve ekip üyeleri farklı gerçekliklerde sıkışır.

Caleb hayatını yeniden inşa etmeye çalışır. Mobius projesi çökmüş, Andy ölmüş, Rowan kayıplara karışmıştır. Caleb, Hannah ve Seth’e bir mektup yazar. “Hatalarım için özür dilerim. Sizi geri kazanmak için her gün çalışacağım."

27 Aralık 2025 Cumartesi

Kalk Yerine Yat (Şermin Yaşar) Kitabının Özeti, Konusu ve Kitap Hakkında Bilgi


Kitabın Adı: Kalk Yerine Yat

Kitabın Yazarı: Şermin Yaşar

Kitap Hakkında Bilgi:

Hayat bazen bir uyku sersemliğiyle karşılar bizi. Üstümüze bir ağırlık basar, olmayacak yerde uyuyakalırız, tutulup kalır her yanımız. Hep özlemini çektiğimiz bir ses gelip uyandırır sonra, “Kalk, yerine yat” der ve insan bu sesin sıcaklığına tutunur. Ve evet, herkes günün birinde yerini bulur.

Şermin Yaşar’dan sağda solda uyuyakalmaktan tutulup kalmış, günün birinde uyanıp yerini bulmuş insanların sıradan ve bir o kadar da olağanüstü öyküleri… (Tanıtım Bülteninden)

Kitabın içinde okuyucuyu bir yandan güldürürken bir yandan da hüzünlendiren 12 adet öykü bulunmaktadır.

Kitabın Konusu:

Çoğu insanın etrafında gördüğü az gelirli, yaşam mücadelesi veren, kendi yalnızlığında yaşayan insanların etrafta konuşulan acı ve tatlı hikayeleri anlatılmaktadır.

Kitabın Özeti:

1- Şans Talih Kader Kısmet

Ömer Besim orta okulu bitirir. Babası onu yatılı liseye vermeyi düşünür. Ömer Besim yatılı okula daha fazla parayla gitmek istemektedir. Bunun için kader kısmet kutusu alarak satmaya başlar.

Başka bir mahallede satış yapmaya çalışan Ömer Besim'in karşısına genç bir kız çıkar. Kız, Ömer Besim'e kutuyu aldığı paranın 2 katını verir. Birlikte kutuyu açmaya başlarlar. Kız babası içeriye girdiğinde Ömer Besim'e iftira atarak kendisini taciz etmeye çalıştığını söyler.

Ömer Besim daha ne olduğunu anlamadan kızın babası Ender Başçavuş gelir. Ömer Besim'i baba evine döve döve götürür. Bunu duyan babası da Ömer Besim'i döver. Ömer Besim'i bir inşaata işçi olarak verirler ve okuldan alırlar.

Ömer Besim'in babası bu olayı hiç unutmaz. Ömer Besim çok geçmeden bu yükün ağırlığıyla askere gider. Ömer Besim askerden geldiğinde amca kızı ile evlendirilir. Ömer Besim evlenince başka şehre taşınır.

Ömer Besim zamanla büyük bir inşaat ustası olur. Ender Başçavuş, Besim ustaya iş için gelir. İlk başta öfke ve kinle dolu olsa da işi yaptıkça duyguları hafifler. Besim usta iş bittikten sonra ailesini de alarak başka bir şehre taşınır.

2- Nokta Nokta Gül

Cevriye, ağlamak demektir. Cevriye teyze ise hayatı boyunca hep ağlamıştır. Eşi tarafından hep şiddet görmüş hiç sevgi görmemiştir. Bir çocuğu olmasını çok istemiş ancak olmamıştır.

Cevriye teyze isminin anlamına bakınca ismini değiştirmeye karar verir. Kardeşleri buna karşı çıksa da kendisi kararlıdır. Mutlu olmak için ismini değiştirmesi gerektiğine inanmaktadır.

Uzun süren aramalar isim aramaları sonucunda adını Gülhayat olarak değiştirir. İsmini değişmesinin ardından eşi tarafından aldatıldığını öğrenir ve boşanır.

Bir süre sonra yeni bir iş bulur, aşık olur ve evlenir. Bu evlilikten çocuğu olur. İsmi ile birlikte yepyeni ve mutlu bir hayata kavuşur. Artık kendi çocuğuna güzel bir isim aramaktadır.

3- Kalk Yerine Yat

Üniversiteden mezun olduktan sonra işsiz ve evsiz kalmıştır. İşsiz olduğu için ona hiç kimse ev vermez. Aramasına rağmen işte bulamamaktadır.

Bir gün Neriman Hanım diye birinden ev kiralar. Neriman Hanım İstanbul'a taşınacağını söyler. Hiçbir eşyasını ve kedilerini götürmeyerek evi kiralar. 2 ay boyunca evde tek yaşamaya başlar. Neriman 2 ay sonra aniden gelir ve ona karısı gibi davranmaya başlar. O artık gitmek istediğini söylediğinde ise Neriman polis çağırır. Neriman kiralar için senet karşılığında onu nezarethaneden çıkartır.

Nezaretteki o gün işe gitmediği için işten de kovulmuştur. Buna tam 1 yıl dayanır. Yeni iş bulup kendini toparlamaya başlamıştır. Kendisini toparlayınca Neriman'dan kaçacaktır.

4- Değerli Emekliler Derneği

Süleyman Bey emekli bürokrattır. Hayatı boyunca ülke ülke dolaşmış, Türkiye'yi çeşitli bakanlarla şehir şehir gezmiştir.

Eviyle çok az ilgilenme imkanı bulmuştur. Ancak şimdi emekli olunca evdeki yaşama alışmakta zorluk çeker. Eşi Nurhan Hanımın başının etini yer. Anılarını eşine anlatma ihtiyacı duymaktadır. Ancak Nurhan hanım buna dayanamaz. En son evlatları babaları Süleyman Bey'e bir dernek açma kararı alırlar.

"Değerli Emekliler Derneği". Süleyman Bey derneği kurduktan bir iki hafta içinde hiç üye bulamaz. Ancak o anılarını anlatmak, emeklilerle oturup sohbet etmek istemektedir. İnsanlara alışveriş çeki, çay vererek üye sayısını artırır. Ancak bu defa da kimse kendisini dinlemez. Bir zaman sonra emekli kişilerin emekli dansöz, akrobat olduklarını da öğrenince iyice hevesi kaçarak derneği kapatır. Süleyman Bey emekliliğe alışmak zorunda kalmıştır.

5- Bordo Palto

Sevgi, küçükken çok yoksulluk çekmiştir. Babası işten çıkarılmıştır. Bir gün tam da bu işsizlik zamanlarında bir yere misafirliğe giderler. Orada yediği kurabiyeden babasına da götürmek ister. Fakat kalan son kurabiyeyi de ev sahibi yemiştir. Buna çok kızan Sevgi çocukluk aklıyla evdeki altın bir saati çalar. Eve döndükten sonra annesi ile babası köye dönmeye karar vermiştir. Bu yüzden sonraki gün Sevgi ile annesi yeniden saat çaldığı kadına borç istemeye gider. Sevgi o gün o saati geri yerine bırakır.

Şimdi ise liseden mezun olduktan sonra çalışmaya başlamıştır. Ev almak için çektiği 10 yıllık ev kredisinin altıncı yılındaydır. Çok pahalı bir mağazada gördüğü bordo paltonun önünde bunları düşünmektedir. Uzunca bir zamandır kendisine bir palto bile alamamıştır. Bordo paltoyu üzerine giyer ve yavaşca mağazadan çıkar. Sonra çalıştığı yere gelir. Kimse o paltoyu çaldığını anlamamıştır.

6- Tıkırtı

Cemile hanım, eşinden genç yaşta boşanmış ve hayatını kızı Gülhan'a adamıştır. Zamanla Gülhan büyür. Gülhan babasına çekmiştir. Sıkıntıya gelemez, hemen kaçar.

Cemile hanım 10 yıldır evden tıkırtılar duymaktadır. Buna çare bulabilmek için çeşit çeşit insanlara başvurmuştur. Polis, kızı Gülhan, belediye başkanının özel kalem müdürü Furkan, büfeci Hakan, yan komşu Mehtap gibi çeşitli insanlar artık kendisinden sıkılmış telefonlarını açmaz olmuşlardır.

Cemile hanım bir gün yürüyüşe çıkmış ama yürüyemediği için erkenden dönmek zorunda kalmıştır. Eve girdiğinde yine aynı tıkırtıları işitir. Bu seferr arayacağı kimsesi yoktur. Eline bir bıçak alrak yatak odasına girer. Gardıropun kapağını açar açmaz komşusu Hilmi Bey'i görür. O anın şaşkınlığı ve korkusuyla bayılır.

Hilmi bey zengin olmasına rağmen kleptomani hastasıdır. 10 yıldır eve gizli bir geçit açmış ve Cemile hanımın evinden hırsızlık yapmaktadır. Ancak bunu anlatsa da kimsenin ona inanacağı yoktur.

7- Şimdi Rahatladık

Kızın babası annesi Ayla'yı çok düşünür. O rahat etsin diye her şeyi yapar. Yemekleri, ütüyü, bulaşıkları, çamaşırı her şeyi kendisi halletmeye çalışır.

Üniversitede felsefe profesörü olan babanın tek hayali eşi Ayla'yı bahçeli bir evde rahat ettirmektir. 4 çocukları vardı. Bu çocuklar zamanla büyür ve evlenir. En küçüğü bir tesisatçıya aşık olur. Ama annesi izin vermeyince babası da annesinin sözünden çıkmaz. Böylece o da sevmediği bir memurla evlenmek zorunda kalır.

Anne ile babanın bahçeli eve geçtiği ilk gece baba kalp krizi geçirerek vefat eder. Bunu fırsat bilen küçük kız eşine boşanma davası açar. Annesinin de dayanılmaz bir baş ağrısı vardır. Doktorlarda bir şey bulamaz. Küçük kızın annesinin yanında kaldığı bir gün İsmail'i çağırır. Böylece bir şeyler yeniden başlamış olur.

8- Haliyle

Nasuh'un seslere dayanamama gibi bir psikolojik rahatsızlığı vardır. Küçükken okulda bile bunun yüzünden zorluk çekmiştir.

Nasuh'un babası bakırcıdır. Babası işi Nasuh'a öğretmek ister. Fakat fazla sese dayanamayan Nasuh dükkana sadece yemek bırakmak için uğrar.

Yine bir gün yemek getirirken yemeği yolda döker ve döktüğünü toplayarak babasının önüne koyar. Buna sinirlenen babası onu dövmeye yeltenince babasının üstüne kaynar su dökerek evden kaçar.

O günden sonra Nasuh bir daha Erzincan'a uğramaz. Şimdi de bir müze de güvenlik görevlisi olarak çalışmaktadır. Çalıştığı müze de anne ve babasına benzeyen heykelleri görerek onlara derdini anlatır. Heykellerle hasretini gidermeye çalışmaktadır.

9- Çöp

Babası küçük yaşta evi terk etmiştir. Abisi ile birlikte para kazanmak için kağıt toplamaya çıkarlar. Bir süre sonra abisi üniversiteyi kazanarak başka bir şehire gider. Tek başına kalır vebaşka bir iş bulur.

Daha sonra mahalleden arkadaşı Rıza'nın babası ölünce onu da razı edip kendi çalıştığı firmayı satın alır. Gece gündüz çalışıp zengin olurlar.

Daha sonra Handan ile evlenir. Kafat evliliği istediği gibi gitmez. Hiçbir zaman mutlu olamaz. Bazı zamanlar hala kağıt toplamaya çıkar ama bunu hiç kimseye söylemez. Karısı kendisine hep bir yabancı gibidir. O da hep mutsuzdur.

10- Amma Oldu Ha

Arif, Almanya'da kalabilmek için Alman bir kadınla evlenir. Ancak ailesi bunu istemez ve Arif'i evlatlıktan red eder.

Memleketi Niğde'den hüzünlü bir şekilde dönerken otogarda ağlayan Rosetta ile karşılaşır. Ona yardım eder. Rosetta, sevdiği adam tarafından ailesi istemediği için terk edilmiştir.

Arif de o sıralarda Almanya'dan kadınlarla Türk erkeklerini evlendirerek vatandaşlık alma işiyle uğraşmaya başlayacaktır. Rosetta, ilk müşterisi olur. Dokuz kez evlenir. Son evliliğini de Arif'in annesi üzülmesin diye düğün ile birlikte Arif ile yapacaktır.

11- Nuri Banyoda

Habibe, çok sert ve çirkef bir kadındır. Bu özelliklerini albay olan babasından almıştır.

Babası ölünce annesi iki oğlunun yanında kalmak ister. Ancak Habibe buna izin vermez. Babasının emekli maaşı istemektedir. Bunun için kocası Nuri'yi anlaşmalı olarak boşar. Babasının emekli maaşının bir kısmını kendi üstüne geçirir.

Ardından annesinin evine yerleşir. Annesini mecburen eve dönmek zorunda bırakır. Habibe herkesi itaati altına aldım derken annesi felç geçirir. Bütün maaş sağlık harcamalarına gitmeye başlar. Bu sırada kocası Nuri de Habibe'den boşanmayı fırsat bilerek başkasıyla evlenir. Habibe hem eşinden hem evinden olmuştur.

12- Orta Refüj

Seher, liseye yeni başlamıştır. Seher'in annesi kardeşi Nilüfer'e hamile kaldığı için Seher okuldan alınır.

Seher büyüdüğünde onu biriyle evlendirirler. Seher evden iyice koparılmıştır. Kardeşi Nilüfer, Seher'in hayatını çalmıştır. Nilüfer okuyup hemşire olmuştur. Ardından bir doktor ile evlenmiştir.

Bir gün baba evinde karşılaştıklarında Nilüfer, Seher'e bir gün eve gel der. Seher gidince de yüz göstermez ve evine bile almaz. Seher çalışırken bunları anımsar. Sonra gül toplamaya devam eder.

15 Aralık 2025 Pazartesi

Kral Kaybederse (Gülseren Budayıcıoğlu) Kitabının Özeti, Konusu ve Kitap Hakkında Bilgi



Kitabın Adı: Kral Kaybederse

Kitabın Yazarı: Gülseren Budayıcıoğlu

Kitap Hakkında Bilgi:

Avına av olan bir avcının hikâyesi...

İnsanoğlu ilk çocukluk yıllarında yaşadıklarından çok etkilenir. Henüz tam ortaya çıkmamış bir heykel gibidir o; hayat da onu ince ince şekillendirmeye çalışan usta bir heykeltıraş... Alır eline keskiyi, usul usul oyar. Ama bazen keskiyi öyle bir savurur ki, bir parça kopuverir ve o parçayı bir daha kimse yerine koyamaz. Kendini hep dorukta görüyor ve asla aşağı düşmeyeceğini sanıyordu. Ama bir gün hayat elindeki keskiyi ona da savuruverdi ve onun da koptu yüreği...

Oysa pek çok kadının gönlüne taht kurmuş bir kraldı o... Uzun süre ne kendi inandı tahttan indiğine, ne de kadınlar. Ama bir şeylerin değiştiğini yine de ilk hisseden kadınlar oldu; ona yıllarca köle gibi itaat eden kadınlar...

Psikiyatrist Dr. Gülseren Budayıcıoğlu Kral Kaybederse romanında, doruklardan aşağı inmeyeceğini sanan bir avcının avına av olup yuvarlanışını, kendini sevilmeyeceğine inandırmış mutsuz bir kadının da trajik hayatı içinde avken nasıl avcı olduğunu anlatıyor. (Tanıtım Bülteninden)

Kitabın Konusu:

Kitap, annesi tarafından narsist ve bağımlı bir birey olan yetiştirilen bir adamın eşi ve başka kadınlarla yaşadıklarını konu alır.

Kitabın Özeti:

Kenan, annesi tarafından kral gibi yetiştirilmiştir. Zengin, yakışıklı, doyumsuz ve şımarık bir adamdır. Eşi Handan’a değer veren biri değildir. Pek çok kadınlarla ilişki yaşamakta ve Handan'ı aldatmaktadır.

Kenan, bir gece kulübünde Fadi adında bir kadınla tanışır ve sevgili olur. Fadi'nin hayatı zorluklarla geçmiştir.Fadi, Kenan’ı çok sever ve eşi Handan'ı bırakacağına inanır.

Kenan, eşi Handan'dan da sevgilisi Fadi’den de vazgeçemez. Bu süre zarfında başka kadınların da peşine düşer.

Fadi, Kenan’ın sadakatinden şüphelenir. Bir gün Kenan'ın evine gider ve orada Kenan’ı eşiyle birlikte görür. Fadi öfkeyle Kenan’a saldırır. Bu olayın ardından Kenan, Fadi’yi artık aramaz fakat onu merak etmeye devam eder.

Fadi, yaşadıklarından sonra psikiyatrist Gülseren Budayıcıoğlu’na gider. Psikiyatriste çocukluk travmalarını anlatır. Fadi, Kenan’dan vazgeçer. İlk kez bir kadın tarafından rededilmek Kenan’ı derinden etkiler.

Kenan da aynı psikiyatriste gitmeye başlar. Kenan’ın işleri bir süre sonra kötüye gitmeye başlar. Kenan işini kaybeder ve maddi sıkıntılar yaşamaya başlar. Eşi Handan da Kenan'ı terk eder.

Kenan, sıkıntılarından kurtulmak için psikiyatristine yalvarır. Bir süre sonra kalp krizi geçirir ve hastaneye yatar. Hastaneden çıktıktan sonra şoförü İsmail’in evine yerleşir. Kenan orada bir süre kaldıktan sonra Handan, Kenan’ı iyi bir huzurevine yerleştirir.

Huzurevi masraflarını ilk zamanlar bir vakıf karşılar. Vakıf daha sonra ödemeyi keser. Fadi devreye girer ve huzurevi masraflarını öder.

Kenan, huzurevinde bahçıvan bir kadınla tanışır. Kadının zor durumdaki oğluna yardım eder. Sonunda bu bahçıvan kadınla evlenir ve onun oğluna bakar. Kenan’ın hayatı ve ruhsal durumu huzurevinde iyileşir. Bir süre sonra ikinci bir kalp krizi geçirerek hayata veda eder.

29 Kasım 2025 Cumartesi

Simit Adası (Nehir Tınaz) Kitabının Özeti, Konusu, Tahlili ve Kitap Hakkında Bilgi


Kitabın Adı: Simit Adası

Kitabın Yazarı: Nehir Tınaz

Kitap Hakkında Bilgi:

İki okulun öğrencileri arasından seçilen iki ekip... Aylardır bu yarışmaya hazırlanıyorlar. Issız bir adada, doğayla baş başa üç ay geçirebilmek. Yarışmayı kazanma arzusu, Zorlu tabiat şartlarıyla mücadele derken gençlerin başına başka dertler açılır. Ormandaki tuzak, sahildeki şırınga... Yoksa adada yalnız değiller mi?... Simit Adası sizi farklı bir maceraya davet ediyor.

Kitabın Konusu:

Kitap, bir yarışma için 4'er kişiden oluşan iki gruba ayrılan 8 çocuğun, ıssız bir adada zorlu doğa koşulları ve aile özlemi çekerek, hem doğayla barışık yaşamanın güzelliğini, hem de yardımlaşma ve dayanışmanın önemini anlatmaktadır.

Kitabın Özeti:

Üzerinde Ali Baba’nın Şatosu, Süleyman’ın Sarayı, Tüten Kayalar, Elmas Göl, Su Kanalı, Büyük Liman, Kurdele Kumsalı, Ballıbayır, Balık Çiftliği, Saatli Meydan, Neşeli Meşelik, Kuş Köyü ve Bataklık gibi pek çok önemli noktanın yer aldığı bir adaya ait kroki bulunur.

İki farklı okulun öğrencileri bir yarışa katılacaklardır. Sekiz izci çocuktan oluşan iki grup, adada yaşam mücadelesi vermek üzere bırakılır. Yarışı kazananlar yurt dışında bir aylık tatil kazanacaktır. 2’şer kız ve 2’şer erkekten oluşan grupların kurayla adanın hangi tarafında kalacakları belirlenir. Yarışa katılan 8 çocuk Süleyman, Çağatay, Ayşe, Azra, Ali, Defne, Türkan ve Yağız’dır.

Yarış 3 ay sürecektir. Yarışma, çocukların zorlu şartlar karşısında doğayla barışık olarak yaşamasını, takım olmayı ve problemlere pratik çözümler bulma becerilerini geliştirmesini amaçlar. Yarışın başında çocuklara bir miktar yiyecek ve az sayıda malzeme verilir. Çocuklar, yarışma boyunca barınma ve beslenme gibi tüm ihtiyaçlarını kendileri karşılayacaktır. Adada herhangi bir yetişkin bulunmayacaktır. Çocukların ada dışındakilerle iletişim kurmaları için grup başkanlarında duran ve ancak ortak kararla kullanılacak telefon ve SIM kart vardır.

Ali ve grup arkadaşları Türkan, Yağız ve Defne barınak konusunda şanslıdırlar. Fakat bu grup suya ulaşma konusunda büyük zorluk yaşarlar.

Süleyman ve grup arkadaşları Çağatay, Azra ve Ayşe ise suya daha kolay ulaşabilmelerine rağmen barınak konusunda sıkıntı çekerler.

İki gruptaki çocuklar da tatil ödülünü kazanmayı çok istemektedirler. Buna rağmen birbirlerine yardım ederler. Böylece her zorluğu hem kendi grupları içindeki dayanışmayla hem de rakip takıma gösterdikleri yardımseverlikle aşarlar.

Çocuklar ada macerası boyunca hem zorlu doğa koşullarıyla mücadele ederler hem de aile özlemi çekerler. Karşılaştıkları tuhaf olaylara rağmen yarışmayı bırakmazlar.

Çocuklardan birinin kaybolan tişörtünün barınaklarına yakın bir yere bırakılması, sahilde içinde sarı ilaç olan şırınga bulması, bahçelerindeki soğanların ve fesleğenlerin koparılıp yere atılması gibi olaylar adada tek başlarına olmadıklarını düşünmelerine neden olur.

Süleyman’ın cesede benzer bir paket bulması ve arkadaşlarından gizli bir şekilde bu paketin gizemini çözmeye çalışırken ayağından rahatsızlanıp bir gece dışarıda kalması endişeleri artırır. Çok endişelenen takım arkadaşları, yarışmayı kaybetmek pahasına Süleyman'ın kaybolduğunu diğer gruba haber verirler. İki grup el ele vererek Süleyman’ı bulup kurtarırlar.

Süleyman’ın kurtulmasının ardından içinde ceset bulunduğunu düşündükleri paketi haber vermek için yarışma komitesini ararlar. Paketi adaya getiren adamlar, daha önce gelerek çocukların korku dolu anlar yaşamalarına sebep olurlar. Yarışma komite üyeleri de adaya ulaşınca çocukları kurtarırlar.

Adaya gelen yabancı adamların tarihi eser kaçakçısı olduğu, paketin içinde ise bir heykel bulunduğu ortaya çıkar. Çocuklar, yarışma komite üyesi Cihan Bey’i adada gezdirerek yaptıkları şeyleri ona gösterirler.

Kızlar kalan son malzemelerle bir yiyecek hazırlarlar. Defne’nin simite benzettiği yiyeceği hep birlikte yerler. Yarıştıkları adanın adını Simit Adası olarak adlandırırlar. Çocuklar adadan ayrılıp sağ salim ailelerine kavuşurlar.

Yarışma sonucu açıklanacaktır, iki grup da kendilerine yaptıkları yardımlardan ötürü ödülün diğer gruba verilmesini ister. Bunun üzerine yarışma yönetim kurulu iki grubu da kazanan ilan eder. Böylece 8 çocuğun hepsi de yurt dışı tatilini kazanır. Tarihi eser kaçakçılarının yakalanmasını sağladıkları için de ekstra 1 haftalık bir tatille ödüllendirilirler. Çocuklar ekstra 1 hafta tatili Simit Adasında hep birlikte geçirmek isterler.

24 Kasım 2025 Pazartesi

Sıfır Kural Sınıfı - Özgürlüğün Sınırları (Ergün Kazanır) Kitabının Özeti, Konusu, Tahlili ve Kitap Hakkında Bilgi


Kitabın Adı: Sıfır Kural Sınıfı - Özgürlüğün Sınırları

Kitabın Yazarı: Ergün Kazanır

Kitap Hakkında Bilgi:

Yiğit ve arkadaşları o sabah sınıfa girdiklerinde bir sürprizle karşılaştılar: Sınıflarında artık hiçbir kural yoktu!
Başta kulağa mükemmel geldi. Kemer yok, sıra yok, sessizlik yok! Tam anlamıyla özgürlük... Ama günler geçtikçe işler değişmeye başladı. Oyunlar bozuldu, sesler yükseldi, arkadaşlıklar sarsıldı.

Kuralsızlık gerçekten özgürlük müydü?
Yiğit ve arkadaşları bu sorunun cevabını ararken hem dostluklarını hem de kuralların anlamını yeniden keşfedecekler.

Eğlenceli, düşündürücü ve sürükleyici bir macera sizi bekliyor! (Tanıtım Bülteninden)

Kitabın Konusu:

Kitap, çocuklara eğitici ve eğlendirici bir dille kurallara uymanın önemini kuralsız bir sınıf ortamı sunarak anlatmaktadır.

Kitabın Özeti:

Yiğit okula gitmek için sabah erkenden uyanır ve hazırlanır. Yiğit ve alesi ev sahibinin oğlu evlendiği için yeni bir eve taşınmışlardır. Yeni evleri de okuluna yakın olduğu için aynı okula devam etmektedir. Yiğit okul servisine binerek okulun yolunu tutar. Servis şöförü Maksut amca emekli bir askerdir. Maksut amca disiplinli biri olarak serviste sıkı sıkı kurallara uyulmasını sağlamaktadır.

Yiğit sınıfa girdiğinde arkadaşı Mustafa ile karşılaşır. Yiğit, Mustafa'ya Yağız'ı sorar. Yağız her zamanki okula henüz gelmemiştir. Yağız öğretmen derse girmeden kısa bir süre önce sınıfa girer.

Öğrenciler sınıfta öğretmenlerine "kurallar neden var" diye sorar. Öğretmen, öğrencilerine "madem öyle bundan sonra hem evde, hem okulda, hem de sosyal hayatımızda sıfır kural uygulayalım" der. Çocuklar öğretmenlerinin bu fikrini sevinerek kabul ederler.

Yiğit ve arkadaşları bu kuralsız hayatı başlangıçta çok severler. Sınıfta istedikleri gibi davranmakta çukalata yemekte, serviste kurallara uymayıp emniyet kemeri takmayıp gürültü yapmakta, sıraya girmeden kuralsız davranmaktadırlar. Herkes bu özgürlük ortamını çok sever.

Yiğit ve arkadaşları çok geçmeden kuralsızlığın özgürlük olmadığını anlamaya başlar. Çünkü kuralsız ortamda birbirleriyle olan ilişkileri ve arkadaşlıkları zarar görmeye başlar. Zamanla bir kaos ortamı oluşmaya başlar.

Yiğit ve arkadaşları birbirleriyle olan dostluklarının önemini ve kuralların gerekliliğini yaşayarak öğrenirler.

9 Kasım 2025 Pazar

Hapı Yuttuk Eczanesi (Mert Arık) Kitabının Özeti, Konusu, Tahlili ve Kitap Hakkında Bilgi


Kitabın Adı: Hapı Yuttuk Eczanesi

Kitabın Yazarı: Mert Arık

Kitap Hakkında Bilgi:

Ödüllü yazar Mert Arık'tan hayal gücünüzü büyüleyecek EFSANE bir macera!

Babaannemizin dünya turuna devam ederken Zeynoş'a bıraktığı şey sadece bir sözlüktü. Peki, Zeynoş bir sözlükle neler yapabilirdi?

Masalların tamir edildiği bir atölye, kahkaha fabrikasında üretilen espriler ve kelimelerle iyileşen kalpler... Zeynoş, kelimelerin muhteşem gücüyle Sarıkayalar Kasabası'nda unutulmaz bir maceraya atılıyor.Bu kitabı elinize aldığınızda bir daha geri bırakamayacaksınız. Haydi, hep birlikte "Kelimeler iyileştirir!" diyelim! (Tanıtım Bülteninden)

Kitabın Konusu:

Kitap, Türkçemizin ne kadar renkli ve zengin olduğunu anlatırken, çocuklara hayal kurmanın, farklı düşünmenin ve yeniden denemenin ne kadar değerli olduğunu anlatıyor.

Kitabın Özeti:

Saat tam olarak 10.24'ü gösterdiğinde Sarıkaylar Kasabası'nda bir korna sesi duyulur. Herkes kahvaltı masasındadır. Gelenin kim olduğunu merak ederler. Evin önünde kocaman masmavi bir karavan durmaktadır. Zeynoş birden babaannem gelmiş diye sevinçle bağırır.

Hepimiz çok mutlu olmuştuk ve hızla dışarı çıktık. Zeynoş'un babaannesi şimdiye kadar 96 ülke gezmişti. Birleşmiş Milletlere göre dünya üzerinde 208 ülke bulunuyormuş. Babaannenin gezmesi gereken daha 112 ülke vardır.

Babaannesi Zeynoş'a dünya turuna devam etmeye başlamadan önce bir sözlük verir. Zeynoş, bu hediyeyi ilk başta anlayamaz ve hayal kırıklığı yaşar. Babaannesinin sıradan bir şey yapmayacağını bildiğinden, sözlük hediye etmesinin bir anlamı olduğunu düşünür.

Zeynoş sözlük sayesinde yeni kelimeler öğrenmenin, kelimeleri doğru kullanmanın ve kendini daha ifade edebilmenin sözlük sayesinde mümkün olduğunu fark eder.

Babaannesine göre, eski masallar bir anlamda eskimiş eşyalar gibidir. Masallar da yenilenmeli, bugünün çocuklarının anlayabileceği bir dile kavuşturulmalıdır. Babaanne teknolojinin de kullanılmasıyla eski masalların yeni nesil için uygun bir dille anlatmayı düşünür.

Sonunda Zeynoş, hediye edilen sözlükten de ilham alarak Hapı Yuttuk Eczanesi’nin kurulması fikrini ortaya atar ve Hapı Yuttuk Eczanesi kurulur. Hapı Yuttuk Eczanesi, kelimeleri şifa olarak sunan bir yerdir.

“Elinizde ne kadar kelime, deyim, atasözü varsa Hapı Yuttuk Eczanesi’ne getirin. Hep birlikte burayı kocaman bir sözlük yapalım. Kelimelerle neler yapabileceğimizi herkese gösterelim. Biz, kelimelerle dünyayı değiştirebileceğimize inanıyoruz! Gelin, dünyayı birlikte değiştirelim.”

27 Ekim 2025 Pazartesi

Robonlar - Bir Kaçış Operasyonu (Mert Arık) Kitabının Özeti, Konusu ve Kitap Hakkında Bilgi


Kitabın Adı: Robonlar - Bir Kaçış Operasyonu

Kitabın Yazarı: Mert Arık

Kitap Hakkında Bilgi:

Kitapları milyonlarca okura ulaşan Mert Arık’tan yine MUHTEŞEM bir macera! Bir hurdalık... Bir umut... Ve özgürlük için atılacak devasa bir adım! Robon, şaşırtıcı derecede iyi bir yazar robot. Bir gün, Sabri Uçankalem'den kaçarken, kendini unutulmuş eski robotlarla dolu devasa bir hurdalığın ortasında bulur. Fakat yalnız değildir! Hurdalığın içinde bile neşesine doyum olmayan sevimli, bir o kadar da cesur oyuncak robot Tokyo; kıvrak zekâlı hamburger robotu Ebro ve hurdalığın derinliklerinde saklanan, özgürlüğe susamış diğer robotlarla karşılaşır. Sıkı dostlar Robonlar, paslı metal duvarların ardına ulaşmak için nefes kesici bir maceraya atılacak. Ancak bu, sadece bir özgürlük mücadelesi değil; dostluk, cesaret ve dayanışmanın inanılmaz hikâyesi! Hazır mısın? Bu kitabı okuduktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Haydi! Seni de bu heyecan dolu kaçış operasyonuna bekliyoruz.

Kitabın Konusu:

Kitap; bilim kurgu öğeleri ile birlikte geleceğin dünyasında dostluk, cesaret ve dayanışmayı robotların gözünden işlerken, yapayzeka, teknoloji ve doğal yaşamın birlikte olabileceğini anlatmaktadır.

Kitap, yapay zeka, doğal yaşam, sevgi, aile ve topluluk kavramlarını derinlemesine işlerken, okuyucuya teknoloji ve doğanın uyum içinde var olabileceği mesajını verir.

Kitabın Özeti:

Sabri Uçankalem, 22 yaşında ünlü bir yazar olmak isteyen bir kişidir. Reklamını gördüğü Robon adında bir robotun yazarlık yaptığını, güzel eseler ortaya koyduğunu anlayınca arabasını satıp biraz borçlanarak bu robotu satın alır. Robon'un yazdığı kitap eleştirmenler tarafından beğenilmez. Robon'un yazdığı kitap geleceğin dünyasında distopik bir ortamda geçmektedir. Kahramanımız Roz adında bir robottur. Roz bir kaza sonucu aktive olur ve çalışmaya başlar.

İlk başlarda doğaya ve vahşi yaşama yabancı olan Roz bu zorluklarla mücedele etmeye başlar. Roz hayatta kalabilmek için gözlemleyerek çevresini ve olan biteni öğrenmeye başlar. Roz diğer hayvanların kendisinden korktuğunu fark eder. Roz zamanla programındaki adaptasyon yeteneği sayesinde hayvanların dilini öğrenir. Hayvanlarla iletişim kurmayı başarır.

İlerleyen günlerde bir kaza sonucu öksüz kalan ördek yavrusunu evlat edinir. Bu olay Roz'un hayatını tamamen değiştirir. Roz ördek yavrusuna Parlak Göz adını verir. Ördek yavrusu büyürken, Roz sadece bir robot olmadığını, sevgi ve şefkat gösterebilen bir varlığa dönüştüğünü farkeder.

Roz adada huzurlu bir yaşam oluşturmuştur. Bir gün onu geri almaya gelen RECO robotları bu huzuru bozar. Roz, sadece kendi hayatını değil, ailesini ve adayı da korumak zorundadır.

Kitapta Öne Çıkan Temalar;
Doğa ve teknoloji uyumu,
Adaptasyon ve hayatta kalma,
Dostluk ve dayanışma,
Yapay zeka ve duygusal gelişim,
Çevre bilinci,
Aile bağları,

Kitaptan Alıntılar;
Bazen en iyi öğretmen doğanın kendisidir
Farklı olmak kötü bir şey değil, önemli olan kendini olduğun gibi kabul etmek.
Her canlının doğada bir görevi vardır.

26 Ekim 2025 Pazar

Telefon Melefon Yok (Şermin Yaşar) Kitabının Özeti, Konusu ve Kitap Hakkında Bilgi


Kitabın Adı: Telefon Melefon Yok

Kitabın Yazarı: Şermin Yaşar

Kitap Hakkonda Bilgi:

Şermin Yaşar’dan hem çocukları hem de yetişkinleri güldürürken düşündüren yepyeni bir hikâye!

Berk, telefonunu bir an bile elinden bırakmak istemeyen bir çocuk. Annesi, babası, dedesi, babaannesi, halaları, amcaları, enişteleri… herkes ama herkes ondan aynı şeyi istiyor: “Artık bırak şu telefonu!” Derken, büyük bir doğum günü partisinde, tam da Koca Dede’nin 98. yaş gününde, olanlar oluyor: Telefonlar, Berk ve kuzenlerinin ellerine gerçekten yapışıyor!

Tornavidalar, yağlar, hastane yolları işe yaramıyor. Çünkü mesele sadece bir telefon değil.
Berk ve kuzenleri bu tuhaf durumdan kurtulmaya çalışırken, teknolojiyle kurdukları bağı, kendi alışkanlıklarını ve sorumluluklarını sorgulamak zorunda kalıyorlar.

Mizahın, absürtlüğün ve içtenliğin bir araya geldiği bu hikâyede Şermin Yaşar, çağımızın çocuklarını çok iyi tanıyan gözlem gücüyle yine harika bir iş çıkarıyor. (Tanıtım Bülteninden)

Kitabın Konusu:

Kitap, teknolojik bağımlılığı, aile içi iletişimi ve nesiller arasındaki farklılıkları mizahi bir dille anlatmaktadır.

Kitabın Özeti:

Kitabın ana karakteri Berk adında bir çocuktur. Berk, Can, Ali ve İpek çok iyi anlaşan dört kuzendir. Kuzenlerin en sevdiği şey öğleye kadar uyumak ve uyandıktan sonra da akşama kadar telefonla vakit geçirmektir. Kuzenler ekran bağımlısı olmuştur.

Berk ve ailesi aynı mahallede yaşayan geniş bir ailedir. Aile bireyleri birbiriyle vakiy geçiren sosyal bağları güçlü bir ailedir. Buna rağmen Berk cep telefonu ve ekran bağımlısı olmuştur. Bu durum aile bireylerinin hoşuna gitmemektedir ve kuzenlerin bu durumuna kızmaktadırlar.

Berk’in dedesi Sıtkı dede diğer adıyla Koca Dede 98 yaşına girmiştir. Aile bireyleri Sıtkı dedenin doğum gününü kutlamak için evine giderler. Aileden yeni doğum yapmış genç bir anne de küçük çocuğunun kırkını çıkarmak için Sıtkı dedenin doğum gününe gelmiştir. Rivayete göre torununun torununu gören kişinin dileği kabul görürmüş. Bütün aile Sıtkı dede doğum gününü kutlarken onun ne dileyeceğini merak etmektedir. Çünkü Sıtkı dede torununun torununu görmüştür.

Sıtkı dede tam doğum günü pastasına üflerken çocukların elindeki telefonları görür ve "o telefonlar elinizde yapışıp kalsın" der. Tam o anda çocuklar telefonların ellerine yapıştığını fark ederler. Kuzenler ilk önce ne olduğunu anlamazlar fakat daha sonra korkmaya başlarlar. Durumu ailelerine söylediklerinde önce kimse inanmaz ve "ellerinizden telefonu bırakmazsanız böyle olur" diyerek gülerler.

Berk’in annesi durumun farkına varan ilk yetişkin olur. Daha sonra ailenin tüm fertleri bu durumun nasıl olduğunu anlamaya çalışırlar. Kimse kendi ellerine de yapışır diye telefonlara dokunmak istemez. Çocuklar da diğer ellerine yapışırsa diye endişe etmektedir. Hastanenin acil servisine giderler fakat orada da bir çözüm bulunamaz. Ertesi gün doktora gitmelerini söylerler.

Kuzenler korku içerisindedir ve ayrı ayrı kalmaktansa sabah olana kadar Sıtkı dedenin evinde kalmaya karar verirler. Sabaha kadar bu durumdan nasıl kurtulacaklarını düşünürler. Yaşadıkları bu duruma için çok üzgündürler. Bir zamanlar vazgeçemedikleri telefonları şimdi kurtulmaları gereken bir nesneye dönüşmüştür.

Sabah olduğunda çocuklar babalarıyla beraber doktora gitmek için hazırlanırlar. Doktor Murtaza bey çocukların bu haline çok şaşırır. Belki bulaşıcı bir hastalıktır diye düşünerek çocukların ellerindeki telefonlara dokunmaz. Doktor Murtaza, çocuklara bayram sonuna kadar bu şekilde idare etmelerini söyler.

Berk, babası ile beraber kafasının dağılması için alışveriş merkezine gider. Bir sınıf arkadaşı ile orada karşılaşır. Arkadaşı tokalaşmak için ona elini uzattığında eline telefon yapışık olduğu için ona karşılık veremez ve çok üzüllürek eve döner.

Berk evde düşünürken olayların başlangıcı dedesinin bir dileği ile başladıysa tekrardan dedesi "elinizden düşsün şu telefon" diyerek bir dilek dilerse telefonun düşmesi gerektiğini düşünür. Berk şunu anlamıştı ki her şeyi telefondan araştırmak aslında onu kitap okumaktan ve düşünmekten uzaklaştırıyordu. Berk sorunu telefona bakmadan çözmüştü.

Tüm aile tekrar Sıtkı dedenin evine giderler. Tekrardan Sıtkı dedenin doğum gününü kutlamaya karar verirler. Sıtkı dede doğum günü pastasını üflerken "elinizden düşsün şu telefonlar" der ve telefonlar çocukların ellerinden düşer. Herkes çok şaşırmıştır. Sıtkı dede gülmeye başlar ve "ben size küçük bir oyun oynamak için telefonun arkasına çam sakızı sürmüştüm o ellerinize yapışmıştı" der. Sonrasında "Zaten ben dilemesem de bugün etkisini kaybedip telefonlar ellerinizden düşecekti." der.

O günden sonra kuzenler telefonu çok kullanmanın iyi bir şey olmadığını, kitap okumak, sokakta gezmekk ve oyun oynamak gerektiğini anlarlar.

7 Ekim 2024 Pazartesi

Uzay Dolmuşu Kalkıyor (Muzaffer İzgü) Kitabının Özeti, Konusu ve Kitap Hakkında Bilgi


Kitabın Adı: Uzay Dolmuşu Kalkıyor

Kitabın Yazarı: Muzaffer İzgü

Kitap Hakkında Bilgi:

126 sayfadan oluşan bir çocuk kitabı olan Uzay Dolmuşu Kalkıyor, 7 yaş ve üzeri okurlara hitap etmektedir. 1994 yılında Bilgi Yayınevi tarafından yayımlan eser yıllardır tekrar tekrar basılır. Dorukhan Özcan’ın çizdiği siyah beyaz resimlerle süslenen kitabın büyük yazı boyutu sayesinde ilkokul 1. sınıftan itibaren kolaylıkla okunabilir uzay temalı bir kitap.

Küçük bir uzay aracı düşünün. İçinde kaptan ve on bir çocuk var. Denizin babaannesini de unutmamak gerek tabii. Aracımız uzayın derinliklerine doğru yol alırken acaba yolcularımızı neler bekliyor? Her satırında kahkahanızı tutamayacağınız bir serüven.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabın Konusu:

Kitap, Deniz adında bir çocuk, arkadaşları ve babaannesinin mucit mahalle berberi Necati Amca ile yaşadıkları uzay macerasnı konu almaktadır. 

Kitabın Özeti:

Berber Necati Amca babasını ve dedesini çocuklara anlatır. Dedesi uçmak, babası ise uçak yapmak için ömrünü harcamıştır. Berber Necati Amca ise uzaya yolculuk yapma hayali kurmaktadır. Berber Necati Amca, bu hayalini gerçekleştirmek için Uçuçböceği adında bir uzay aracı yapar. Çocukların isteği üzerine uzay aracını çacuklara gösterir. 

Çocuklarla Necati Amca, Uçuçböceği’nin içine girip etrafını incelerlerken Deniz’in babaannesi de yanlarına gelir. Deniz’in babaannesi gelmişken de Uçuçböceği’nin içine girer. Uçuçböceği’nin içine giren 11 çocuk ile babaanne ve berber Necati Amca’nın maceraları başlar.

Kısa bir süre içinde Uçuçböceği havalanarak uzaya doğru yola çıkar. Uçuş berber Necati Amca’nın kontrolü dışında gerçekleşen bir yolculuğa döner. Uçuçböceği'nin ilk uçuş denemesini yaptıkları için herkes sevinç ve heyecan içindedir. Uçuşun Necati Amca’nın kontrolü dışında olduğunu öğrendiklerinde panik yaşarlar ama ellerinden bir şey gelmez. 

Necati Amca, Uçuçböceği'nin kontrolünü sağlayıp dünyaya dönebilmek için çabalar. Necati Amca, uzay yolculuğunun sorunsuz geçmesi için çocuklara ve Deniz’in babaannesine çeşitli görevler verir.

Uçuçböceği ve içindekiler bir süre uzayda kontrolsüzce yol alırlar. Bir süre sonra 999 adlı gezegene mecburi iniş yaparlar. Uçuçböceği'nin kontrolünü 999 gezegenindekiler yüzünden kaybettiklerini anlarlar. 999’lular inceleme yaptıktan sonra dünyaya dönebileceklerini öğrenirler. Uçuçböceği, 999 gezegenine iniş yapınca içindekilere her birine farklı ten renklerine ve ırklara sahip çocuklar eşlik eder. Uçuçböceği'nin içindekiler 999 gezegenindekilerle hemen kaynaşırlar. 999 gezegenini gezerler ve hem dünyaya çok benzeyen hem de çok farklı olan şeyler görürler.

Deniz, 999 gezegenindeki arkadaşlarının isimleri değil de numarası olduğunu öğrenince çok şaşırır ve 999 gezegenindeki arkadaşlarına Su ile Gül isimlerini verir. Deniz’i çok seven 999’lu arkadaşları da bu isimlerden çok hoşlanırlar ve bu isimleri sahiplenirler. Diğerleri de kendi 999’lu arkadaşlarına uygun isimler teklif ederler. Böylece 999 gezegenindeki çocukların her biri yeni isimlere kavuşurlar. Deniz'in babaannesi Halime Teyze, 999’lu çocukların başındaki 999’lu kadına İpek ismini teklif eder. 

999 gezegeninde herkes halinden memnundur. Bir süre sonra Uçuçböceği'nin dünyaya dönme vakti gelir. Deniz gitmeden önce 999’lu arkadaşlarına hatıra olarak birer bozuk para verir. 999'lu arkadaşı Gül de pantolonundaki kırmızı boncuklardan birini koparıp Deniz’e verir. Uçuçböceği ile dünyaya doğru yola çıkarlar. 

Deniz, gözlerini açtığında kendini annesi ve babaannesinin yanında, evlerinde bulur. Annesi yanlarından gidince babaannesiyle 999 gezegeni hakkında konuşmaya çalışır. Ancak babaannesinin 999 gezegeni hakkında hiçbir şey hatırlamadığını fark eder. Babaannesinin sözleri üzerine hastalığı yüzünden ateşi çıktığı için hayal gördüğünü düşünür. Deniz, yastığının altına bakınca kırmızı boncuğu eline alınca şüphesi gider.

2 Ekim 2024 Çarşamba

Sözcüklerin Kamera Arkası - Üç Arkadaş Bir Film (Ferhat Taştekin) Kitabının Özeti, Konusu ve Kitap Hakkında Bilgi


Kitabın Adı: Sözcüklerin Kamera Arkası - Üç Arkadaş Bir Film

Kitabın Yazarı: Ferhat Taştekin

Kitap Hakkında Bilgi:

“Sanırım insan büyüdükçe dünyası küçülüyor ve hiçbir şey ona eskisi kadar büyük görünmüyor.”

Sıkıcı bir ödev, üç sıra dışı arkadaş ve gizemlerle dolu bir dil macerası!
Ece, Ozan ve Mete`nin yolları beklenmedik bir film projesinde kesişiyor. Peki ya...
• Papapilov ne demek?
• Vampir sözcüğü Türkçe`den mi geliyor?
• Yaşlı komşuları Süha Bey`in sırrı ne?
Kahkahalar, sürprizler ve keşiflerle dolu bu yolculukta, sözcüklerin esrarengiz dünyasına hazır olun!
Deyimler canlanıyor, atasözleri dans ediyor!
Bu kitabı okuduktan sonra, dile bir daha asla aynı gözle bakamayacaksınız.
Heyecan verici bir macera, sıcacık bir dostluk hikâyesi ve dilimizin zenginliklerini keşfetme fırsatı sizi bekliyor! (Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar; Ana dilimizi öğrenmenin ne kadar eğlenceli olabileceğini keşfedecek. Sözcüklerin diller arası etkileşimdeki rollerini ve nasıl aktarıldıklarını fark edecek. Derslerin istenildiğinde eğlenceli hâle getirilebileceğini, sıkıcı zannedilen şeylerin gerçekten ne kadar ilgi çekici olabileceğini öğrenecek. Her öğrencinin uygun koşullar sağlandığında güzel çalışmalar ortaya koyabileceğini, her bireyin değerli ve kendi alanında yetenekli olabileceğini fark edecek. Dostluk, çalışmak, emeğiyle kazanmak, yardımseverlik gibi kavramları içselleştirecek. Sinemanın birçok şeyi anlatmanın güzel bir yol olduğunun farkına varacak.

Kitabın Konusu:

Kitap, okulda öğrencilere verilen ödev üzerinden sözcüklerin anlamları ve sinema ile bir şeyler anlatma olgusunu konu almıştır.

Kitabın Özeti:

“Sanat, ruhumuzu uyandırmanın ve bilincimizi genişletmenin bir yoludur.”

Derste dalgın olan Ece'ye öğretmeni seslenmiş ama duymamıştır. Öğretmeni “İkidir sana sesleniyorum, burada mısın?” der. Ece bu sırada öğretmeninin saç modelini düşünmektedir. Aklındaki tek şey de bu değildir. Genelde kafasında çok fazla ve karışık düşünceler olurdu. 

Ece “Özür dilerim, öğretmenim, aklıma bir şey geldi de” dedi. Öğretmeni “Yoksa sunum ödevin için bir fikir mi buldun?” diyerek şaka yaptı. Ece’den cevap gelmeyince şakasını devam ettirerek. “Sunumun için bir konu belirledin mi?” dedi. Ece “Hayır, öğretmenim.” dedi. 

Şaka gerçeğeğe dönmüştür. Öğretmen hafta bitmeden herkesin konu seçmesini ve iki-üç kişilik gruplar halinde çalışmalarını söyledi. Yapacakları şey hem öğretici hem de eğlenceli bir sunum hazırlamak. 

Ece henüz sunu konusunu belirleyememişti. Bir ekip arkadaşı da yoktur. Ece yolda ürürken kendi kendine konuşmaktadır. Yolda karşılaştığı yaşlı bir amca sayesinde harika bir proje konusu bulur.

Ece önce projeyi tek başına gerçekleştirmek ister. Öğretmeni projeyi duyunca çok beğenir. Ece'den bu projeye sınıfın sessiz karakteri Ozan ve bir sakatlık yaşamış olan Mete'yi de dahil etmesini ister.

Ece 'nin grubunda olmayı Ozan kabul etse de Mete reddetmiştir. Ece'nin sunum projesi bir sinema filmidir.

Ece ile Ozan proje hazırlıkları devam ederken Mete'nin manavda çalıştığını görürler. Ece neden manavda çalıştığını sorunca Mete babasına sormasını söyler.

Mete'nin babası çalışamadığı için manavda çalışmak zorunda kalmıştır. Bu durumu Mete herkesten saklamaktadır. Mete bu durumun ortaya çıkmaması için zorda kaldığı bir anda Ece kendisine destek verir. Mete'de yavaş yavaş gruba dahil olmaya başlar.

Mete'nin babası yeniden çalışmaya başlar. Ancak Mete kardeşlerinin ve kendisinin yemek paralarını temin etmek için ailesinin haberi olmadan çalışmaya devam eder. Bu durum okulda öğrenilir.

Ece babasıyla konuşarak okula yemek sponsorluğu konusunda ikna etmeye çalışır.

Bir süre sonra proje konusu olan film biter. Tüm okul velileri davet edilere film için gala yapılır.

1 Ekim 2024 Salı

Yuan Huan'ın Kulübesi (Miyase Sertbarut) Kitabının Özeti, Konusu ve Kitap Hakkında Bilgi


Kitabın Adı: Yuan Huan'ın Kulübesi

Kitabın Yazarı: Miyase Sertbarut

Kitap Hakkında Bilgi:

Ezber bozan kalemiyle çocuk ve gençlik edebiyatımıza pek çok yenilikçi eser kazandıran Miyase Sertbarut’un, okumaya mesafeli duran çocuklardan esinlenerek yazdığı Yuan Huan’ın Kulübesi, beş mucizevi hikâyeyi dikkat çekici bir üst kurguyla birleştiren, merak uyandırıcı bir roman.

Başta kitapların renkli dünyasına ısınamayanlar olmak üzere, 9 yaşını aşmış her yaştan okurunu gözü pek bir hikâye avcısına dönüştürmeyi vadeden bu heyecan dolu serüven; yerel ile evrenseli, geleneksel ile dijitali bir araya getirerek, zamanı ve mekânı genişleten, enfes bir anlatım sunuyor.

“Herkesin bir hikâyesi vardır,” düşüncesi izleğinde, çocukları eleştirel okumaya yönlendiren Yuan Huan’ın Kulübesi; hikâyelerin ölümsüzlüğüne vurgu yaparak, aslolanın onları aktarma yöntemlerini çeşitlendirmek ve geleceğe taşımak olduğunu savunuyor.

İlhami, oyun olsun diye girdiği bir telefon kulübesinin ahizesinden tuhaf hikâyeler dinlemeye başlar. Geçmiş ile bugün arasında sıkışıp kalan işçi çocukların, parmaklıklar ardında büyüyen çocukların, hatta okula gitmek istedikleri halde gidemeyen çocukların gizemli hayatlarına tanıklık eden kahramanımızın aklına parlak bir fikir gelir. Dinlediği hikâyeleri Türkçe ödevi için kullanacaktır. Kitap okumayı sevmeyen İlhami için işler yoluna girmiş gibidir. Ancak unuttuğu önemli bir ayrıntı vardır. Ya okuduğu kitabı okula getirmesini isteseler? Peki, adını Yuan Huan olarak uydurduğu Çinli bir yazar gerçekte var mıdır? Bant kaydı sandığı sesin ardında yatan sır nedir? İlhami’nin zihni son hikâyeye kadar karmakarışıktır. Yoksa, anlattığı yalanlara artık kendi de mi inanmaktadır?..

İçindeki gizli hikâyeciyi, Çinli yazar Yuan Huan’a atfettiği ters köşe hikâyeler ile açığa çıkaran Miyase Sertbarut, İlhami’yi ve dolaylı olarak bütün okurlarını esrarengiz bir edebiyat evrenine konuk ederek, benzersiz bir kitap deneyimi yaşatıyor.

Çok katmanlı metnini daha da derinleştirmek adına aralara gizem tohumları serpiştirmekten kendini alıkoyamayan yazar, Yuan Huan'ın Kulübesi'nde yanıtını aradığı cevapsız sorularıyla okurunun kitapla olan etkileşimini arttırıyor ve geniş geniş düşündürüyor.

Kitabın Konusu:

Kitap, tarih, adalet, vicdan ve benzeri önemli konuları, ilgi çekici ve düşündürücü yönleriyle konu olarak işlemektedir.

Kitabın Özeti:

Okula yeni gelen Türkçe öğretmenleri Berrin Hanım öğrencilerinden her hafta bir öykü okumalarını ister. Aynı zamanda öğrenciler okudukları bu öyküyü sınıfta arkadaşlarına da anlatacaklardır. Sınıftaki öğrenciler bu duruma tepkilidir. Türkçe öğretmenleri Berrin Hanım'ı ikna ederek bir hikayede karar kılınır. Bir cuma günü okul çıkışı İlhami, Zümrüt ve Caner birlikte kütüphaneye giderler. 

Kütüphaneden kitaplarını aldıktan sonra çocuklar birlikte biraz yürürler. İlhami kitap okumayı hiç sevmeyen bir öğrencidir. Çocukların ertesi gün düzenlenecek olan sirk için birer biletleri vardır ve sirke gidecekleri için çok heyecanlılardır. Sirkin olduğu alana gittiklerinde sirkin yerinde olmadığını görürler. Sirk yerini bir eşya yığınına bırakmıştır. Çocuklar bu duruma çok üzülür. Kalan eşyaların arasında çocukların dikkatini bir telefon kulübesi çeker. 

İlhami, telefon kulübesindeki ahizeyi kulağaına dayar. Ahizeden gelen ses "Dinle" der. İlhami telaş ve şaşkılık içindedir. İlhami bu durumu arkadaşlarının fark etmesini istememektedir. Arkadaşlarının gitmesini bekledikten sonra İlhami telefon ahizesini tekrar kaldırır. Ahizedeki ses “Dinle, bir hikayem var sana.” der. İlhami'nin aklına Türkçe öğretmeninin verdiği hikaye ödevi gelir. Kitap okumak zorunda kalmadan ahizeden dinlediği hikayeyi derste anlatabileceğini düşünür. Böylece hikayeyi dinler ve derste anlatarak 100 puan alır. 

İlhami telefon kulübesini belediye gelip kaldırmadan önce sıkça ziyaret eder. Her ziyaret ettiğinde ahizeyi kulağına dayayarak bir öykü dinler. Dinlediği bu öyküleri de Türkçe dersinde anlatmaya başlar. Öğretmen, bu öykülerin yazarının kim olduğunu sorduğunda kendisinin uydurduğu Yuan Huan adlı birisinin olduğunu söyler. Telefon kulübesindeki ahizeden gelen ses, İlhami’ye beş farklı öykü anlatır.

Türkçe öğretmeni İlhami'nin ödevlerini yapmasından çok memnundur. Arkadaşları ise bu duruma çok şaşkındır. İlerleyen günlerde İlhami sırrını korumaya çalışır. Yalanının ortaya çıkmaması için uğraşı içindedir. Yeni hikayeler dinleyebilmek için telefon kulübesine giderken zor durumlarda kalır. İlhami için dinlediği her hikaye buna değmektedir. 

Telefonun ucundaki kişi onu tanıdığını ve gördüğünü ima eden şeyler söylemektedir. İlhami bu durumu sorgulamaya başlar.

28 Eylül 2024 Cumartesi

İyilik Timi (Metin Özdamarlar) Kitabının Özeti, Konusu ve Kitap Hakkında Bilgi


Kitabın Adı: İyilik Timi

Kitabın Yazarı: Metin Özdamarlar

Kitap Hakkında Bilgi:

İyilik Timi’yle beraber birbirinden heyecanlı maceralar yaşamaya hazır mısın?
Çikolata makinesi yapımı,
Kuru Fasulye Şenliği,
Tüm mahalleye dondurma dağıtmaca,
Tek dostu arabası olan amcayla macera,
Aras’ı kurtarma serüveni ve daha neler neler…

Bu kitap seni birbirinden heyecanlı maceraya sürüklerken bir yandan da kalbinden hiç çıkmayacak olaylarla karşı karşıya bırakacak!

“İyi olacağız, iyi kalacağız ve ne olursa olsun iyiliği yaymaya devam edeceğiz.”

Bu kitabın gelirinin bir kısmı SMA hastalarına bağışlanacak. İyilik Timi, İlk Genç okurlarına; dayanışmanın, yardımlaşmanın, imece usulünün, şefkatin, merhametin, arkadaşlığın güzelliğini kalpleri ısıtacak şekilde anlatıyor. Araştırmanın, öğrenmenin, kültürümüzü korumanın, sorgulamanın, beyin fırtınasının, iyilik için beraber hareket etmenin önemini vurguluyor. SMA hastalarına dikkat çekiyor.

Kitabın Konusu:

Kitap, SMA hastalığına dikkat çekerek şefkatin, merhametin ve arkadaşlığın önemini anlatmaktadır.

Kitabın Özeti:

Benim adım Asel. Telefonumun alarmını kurmaya gerek kalmadan erkenden kalkan biriyim. Sabah saat 07:00 civarı vücudumun biyolojik saati uyanmaya ayarlanmış gibidir. Babam, başarılı olmak için uykudan çalmak gerektiğini söyler. Bunun yanında gelişmek için uykunun ne kadar faydalı olduğunu da biliyorum. Erken kalkmamı sağlayan kural, erkenden yatmak. Böylece her sabah annemin ya da babamın beni uyandırmasına ihtiyaç duymadan erkenden kalkıyorum. 

Bu sabah kalkar kalkmaz her zamanki gibi pencereyi açtım. Bir süre kuşların sabah konserini dinledim. Sonra banyoya geçerek yüzümü yıkadım ve dişlerimi fırçaladım. Kıyafetlerimi giyip akşamdan hazırladığım okul çantamı kontrol ederek mutfağa geçtim. İkisi de öğretmen olan annem ve babam beraberce kahvaltı hazırlıyorlardı. Ben de buzdolabından reçeli, peyniri ve zeytini çıkardım. 

Tıp fakültesinde okuyan ablam ortalıkta görünmüyordu. Geç saatlere kadar ders çalıştığı için uyuyor olmasına alışmıştık. Babam hergün tereyağında yumurta yapar ve “Yedikten sonra kontrol edin, bir parmağınız eksik mi?” diye espri yapardı. Babam yumurtayı gerçekten güzel yapar. 

Ailenin en küçük bireyi benim. Ekmek alma görevi de bana ait. Mahalle fırınımızda odun ateşinde pişmiş ekmekler ve bol susamlı simitler yapılırdı. Fırından çıkarken dijital tabelaya baktım. “Askıda Ekmek: 38” yazıyordu. Dünden 8 adet fazlaydı. İnsanlar askıya “iyilik” asıyor ve hiç bilmedikleri insanlara sunuyorlardı. İyiliğin anlamı da tam olarak bu değil miydi? 

Eve geldim. babam “Dönemin sonuna yaklaşıyoruz. Şunun şurasında karne almanıza bir şey kalmadı. Tatil planlamanı yaptın mı?” diye sordu. “Yaptım babacığım. Kitaplığımda okunma sırasını bekleyen kitapları okuyacağım. İzlemeyi düşündüğüm filmleri izleyeceğim. Uzun süredir yazmayı planladığım kitabımı yazmaya başlayacağım.” dedim.

Annem, aile bireyleri için duyuruları panoya asar, renkli kalemler kullanarak bazen özlü bir söz de yazar. Panodaki yapışkan bir kâğıtta benim için şu not vardı: Okul dönüşü fırından bir tane ekmek alalım. En iyi yaptığımız şeyi yapaılm, gülümseyelim. Gülümsedim. Evden çıktım. 

Okula yürürken bir mahallenin tüm sıcaklığını hissederim. Mahallemiz, kendisini çevreleyen büyük sitelerin arasında, müstakil evlerden oluşuyor. Bizim mahallede; sabahları horoz sesleriyle uyanılır; yaz aylarında bahçeden toplanan domates, salatalık ve biberlerle kahvaltı yapılırdı. Kışın sobaların üzerine portakal kabuğu konulur, kestane pişirilir ve büyükler küçüklere eskimeyen masallar anlatırdı. Mahallemizin adı Sevgi Mahallesi.

Bizim mahallede yaşan Mehmet amca, Almanya’da uzun yıllar çalışmış, emekli olunca mahallemize yerleşmişti. Mahallede kimseyle iletişim kurmazdı. Tek dostu, 1967 model Chevrolet arabasıydı. Çocuklar top oynarken kaleleri arabadan uzağa kurar, bisiklet sürerken arabanın yanından geçmezdi. Mehmet amca her sabah arabasını özenle siler, onu, bir insanın insanı sevmesi gibi severdi. 

Mahallemizde çok güzel bir arkadaşlık ortamı var. Eslem, Arhan, Bilgin ve Dilek ile çok iyi anlaşıyoruz. Hepimiz aynı sınıfta 7. sınıfa gidiyorduk. Birlikte kurduğumuz üç kulübümüz vardı. Birincisi, okuduğumuz kitapları her hafta değerlendirdiğimiz Kitap Okuma Kulübü. Kitap kulübümüzün sorumlusu Eslem. İkincisi Film İzleme Kulübü ve sorumlusu da Dilek. Son kulübümüz Türkü Dinleme Kulübü ve sorumlusu benim. Arkadaşlarımla tam bir ekip halindeyiz. 

Zeki öğretmenimizin verdiği proje ödevi ile iyilik projelerine başladık.

İlk projemiz olan çikolata şelalesini Sevgi Evlerine bağışlayarak orada yaşayan çocuklardan mektuplarla harika dönüşler aldık. Bunun üzerine İyilik Timi'ni kurduk.

Görev dağılımı yapıp Kuru Fasulye Şenliği, Askıda Kitap ve Zimem Defteri gibi güzel projeleri Sevgi Mahallesinin harika insanlarının desteği ile gerçekleştirdik.

Bir akşam yemek esnasında komşumuzun çocuğunun SMA hastası olduğunu ögrenince buna çok üzüldüm. İyilik Timi'nin yeni görevi belli olmuştu artık. Valilik izni alınarak ekibimiz projeleri ile bu yardım kampanyasına destek verdiler.

11 Eylül 2024 Çarşamba

Yaşamak (Yu Hua) Kitabının Özeti, Konusu ve Kitap Hakkında Bilgi


Kitanın Adı: Yaşamak

Kitabın Yazarı: Yu Hua

Kitap Hakkında Bilgi:

Yaşamak

Yazarının henüz ikinci romanı olmasına rağmen dünya çapında büyük bir kitleye ulaşan Yaşamak, Çin’in yakın geçmişindeki zorlu yaşam koşullarını tüm gerçekliğiyle ele alıyor. Yu Hua tarafından 1993 yılında kaleme alınan yapıt, Türk okurlarıyla buluştuğu 2016 yılından itibaren ülkemizde de büyük bir beğeni topluyor. Çevirmen Bahar Kılıç tarafından orijinal dilinden çevrilen eser, Yu Hua’nın sade ve akıcı anlatımının gücünü aslından ödün vermeden etkileyici bir şekilde yansıtıyor.

Konusu itibarıyla dönem hükümeti tarafından Çin’de yasaklanan Yaşamak, dünya çapında gördüğü ilgiden dolayı şimdiden modern klasikler arasında değerlendiriliyor. Romanın içten dili ve sıradan insanı kadrajına alan öyküsü, okurlarına kitaptan öte bir yaşanmışlık vadediyor. Yaşamak, başkahramanı Fugui’nin dokunaklı ve bir o kadar da merak uyandırıcı yaşam öyküsüne tanıklık etmeniz için sizi de sayfalarını aralamaya çağırıyor.

Kiminin Devrimi, Kiminin Felaketi

Yaşamak, Çin’de 1966-76 yılları arasında süren Kültür Devrimi’nin getirdiği toplumsal değişimleri konu ediniyor. Kitapta okurları diyalog halindeki iki farklı anlatıcı karşılıyor. Farklı köy ve kasabaları dolaşarak insanlarla sohbet eden asıl anlatıcı, günün birinde Fugui adındaki yaşlı bir köylüye rastlıyor. Ve güç bela tarlasını sürmeye çalışan bu ihtiyarın hikayesini dinlemek için onun yanına gidiyor.

Kültür Devrimi’nden önceki hayatında uçarı ve savurgan bir genç olduğunu söyleyen Fugui, yaşamının nasıl ters yüz olduğunu anlatmaya başlıyor. Babasının kendisine bıraktığı mirası kısa sürede hiç eden genç adam, ardından tüm yakınlarını sırasıyla kaybettiği sefil ve acı dolu yaşam öyküsünü aktarıyor. Ancak tüm bunlara rağmen, hayatın ona öğrettikleriyle bambaşka bir insana dönüştüğünü de ispatlıyor. Fugui’nin acılarla yoğrulan yaşamı ve şahit olduğu toplumsal değişimleri okuduğunuzda, ufkunuzdaki değişimi siz de fark edeceksiniz.

En Sevilen Kitaplara Hemen Şimdi Sahip Olun!

Üniversitede diş hekimliği eğitimi alan Yu Hua, edebiyata olan tutkusu ile yaşamının tüm seyrini değiştirdi ve Yaşamak gibi dev bir yapıtı dünyaya kazandırdı. James Joyce Edebiyat Ödülü de dahil pek çok prestijli ödüle layık görülen bu eseri kitaplığınıza eklemek için daha fazla beklemeyin! Yaşamak ve daha birçok değerli esere avantajlı fiyatlarla sahip olmak için “Roman” kategorisi, birbirinden cazip seçenekleriyle sizi bekliyor! (Tanıtım Bülteninden)

Kitabın Konusu:

Kitap, Çin’in yakın geçmişindeki zorlu yaşam koşullarını gerçekçi bir şekilde konu almaktadır.

Kitabın Özeti:

Kırsalda popüler halk şarkıları toplayan anlatıcı bir öküzle konuşan, saçları beyaz ve yüzü çamur kaplı yaşlı bir adam olan Xu Fugui ile karşılaşır. Fugui’ye yaklaştığında öküzünü çeşitli isimlerle çağırdığını duyar. Nedenini sorduğunda Fugui öküzün etrafta başka insanlar olduğunu düşünürse daha çok çalışacağını ve depresyona girmeyeceğini söyler. Fugui hayat hikayesini anlatmaya başlar.

Fugui, Çin’de varlıklı bir ailede doğmuştur. Xu ailesinin tek oğlu olarak hep rahat şartlarda yaşamıştır. Fugui’nin babası aile servetinin büyük bir kısmını kumarda ve hovardalıkta tüketmiştir. 

Fugui, aile servetini geri kazanacağını hatta daha da ileri götürüp atalarını gururlandıracağını söyler fakat zamanla kumara ve geneleve olan bağımlısı olarak eve uğramaz olmuştur. 

Fugui'nin eşi Jiazhen, şehirde büyümüş zengin bir ailenin kızıdır. Çok güzeldir ve çok iyi huyludur. Fugui’nin kötü alışkanlıklarına rağmen onu sevip ona güvenmeye devam eder. Jiazhen, kızları Fengxia’yı çok güzel yetiştirmiştir. Aynı zamanda Fugui'ye bir de erkek evlat vermek üzere hamiledir. 

Fugui, için beklenen son gelmiş ve ailesinin bütün servetini kumarda kaybetmiştir. Yıllardır yaşadıkları ev ve topraklarının hepsine el koyulur. Küçük bir barakaya yerleştirilirler. Artık yıllardır sahip oldukları topraklarda işçi gibi yaşamaya çalışırlar. 

Fugui’nin babası bu acıya daha fazla dayanamayarak yaşamını kaybeder. Jiazhen ise ailesi tarafından şehre götürülür. Fugui, yaşlı annesi ve küçük kızları Fengxia ile oldukça kötü bir halde yaşamlarını sürdürmeye çalışarak bir yıl kadar karın tokluğuna çalışırlar.

Fugui, kızı Fengxia’nın bir gün tarlada oynarken bir yere baktığını fark eder. Yerinden doğrulup kızının baktığı yöne baktığında güzelliğine güzellik katmış karısı Jiazhen'i kucağında bir bebekle görür. Karısı kucağında yeni doğan çocuğuyla artık eve dönmüştür. Youqing adını verdikleri erkek bebekleri ile aileleri daha da büyümüş ve eski mutlu günlere döneceklerine inançları artmıştır.

Bu sıralarda Çin’de de toplumsal ve siyasi yapı karmakarışıktır. Kültür devrimi ile yaşam herkes için farklı boyutlar alır. Toprak sahipleri ellerindeki toprakları halka vermek zorunda bırakılır. Xu ailesinin topraklarını kumarda kazanan Longer direnince ölüm cezasına çarptırılır. Longer, ölüme giderken kalabalıkta kendisini izleyenler arasında Fugui’yi fark eder. Longer, Fugui’nin gözlerinin içine bakıp "Senin yerine ben ölüyorum, Fugui" der. Fugui, bu cümleyi düşünür ve gerçekten de kumarda aile servetini kaybetmese belki de Longer'ın yerinde kendisinin olabileceğini düşünür.

Bu arada Fugui’nin annesinin hastalığı artar. Fugui doktor bulmak için kasabaya iner. Aynı zamanda Çin'de iç savaş sürmektedir. Fugui, orduya alınır ve çok büyük acı, ölüm ve katliamlara şahit olur. Savaş alanından bir şekilde sağ kurtulmayı başararak ailesine döner. Ailesi perişan haldedir. Fugui’nin annesi vefat eder ve babasının yanına gömülür.

Günler geçtikçe Fugui’nin oğlu Youqing büyür, akıllı, güçlü, kuvvetli bir çocuk olur. Kızı Fengxia ise Fugui savaştayken geçirdiği bir hastalık sonucu hem sağır hem de dilsiz olur. Youqing ve Fengxia tarla işlerinde aileye yardım ederler. Fugui ve Jiazhen, Youqing’in okumasını istemektedir. Böylece kızları Fengxia’yı bir ailenin yanına çalışmaya verirler. Youqing, ablasını geri istese de yokluğuna alışmaya çalışır. Ablasının yokluğunda beslediği kuzularına daha çok bağlanır. Bir gün Fengxia çıkıp geri gelir ve Fugui bir daha ailesini asla dağıtmamaya karar verir.

Yeni valinin karısı doğum sırasında çok kan kaybetmiştir. Okuldaki çocuklardan kan alınacağı duyurulur. Bir tek Youqing’in kanı uymaktadır. Doktor valinin karısını kurtarmak için Youqing’in neredeyse damarlarındaki bütün kanı alarak çocuğun ölümüne sebebiyet verir.

Fugui ve ailesi Youqing ölümü sonrasında hayata tutunmaya çalışır. Doktor Jiazhen’in kemik erimesi olduğunu çok yaşayamayacağını söyler. Jiazhen ise büyük bir dirençle hayata ailesi için tutunmaktadır.

Flexia’yı kafası yamuk Erxi ile evlendirirler. Erxi’nin maddi durumu iyidir. Hem Fugui ve Jiazhen’i hem de Flexia’yı el üstünde tutarak maddi yardım yapar. Erxi, Flexia’ya köylülerin gördükleri en görkemli düğünü yapmıştır. Flexia’nın hamilelik haberi ailede büyük bir coşkuyla karşılanır.

Flexia doğum sırasında hayatını kaybeder. Flexia’nın ölümünün ardından da Jiazhen hayatını kaybeder. Aileden geriye Fugui, Erxi ve küçük torun Kugen kalmıştır. Erxi oğluna çok bağlıdır fakat eşi Flexia’nın yokluğuna bi türlü alışamaz. 

Erxi, bir iş kazası geçirir ve yaşamını kaybeder. Fugui torununu yanına alarak yalnızca torunu için yaşamaya başlar. Torunu Kugen'in hastalandı bir gün onu tarlaya götürmez. Evde bıraktığı torununa. bir de fasulye verir. Fugui eve döndüğünde torununu boğulmuş olarak bulur.

Xu ailesinin kötü talihi, yaşlı öküzüyle birlikte tarlada çalışan ve yoldan geçen yolcuya hayat hikayesini anlatan Fugui hariç herkesi hayattan koparmıştır.

7 Eylül 2024 Cumartesi

Sıkıntıdan Patlayacağım Sınıfı (Hatice Kübra Tongar) Kitabının Özeti, Konusu ve Kitap Hakkında Bilgi



Kitabın Adı: Sıkıntıdan Patlayacağım Sınıfı

Kitabın Yazarı: Hatice Kübra Tongar

Kitap Hakkında Bilgi:

Yatırköy İlkokulu’nda… Ve Yatırköy Mahallesi’nde…Okulda öğrenciler ve öğretmenler… Evlerde babalar ve anneler… Herkes ama herkes çok sıkkın, bıkkın ve gergindi! Peki, tüm bu kötü duyguların nedeni neydi?

Uzman Psikolog Hatice Kübra Tongar, çocukları ve yetişkinleri çepeçevre kuşatan sıkıntının gerçek nedenini anlatıyor! Bu hikâyeyi okuyan herkes sıkıntıdan kurtuluyor,kıkır kıkır kırkırdıyor!

Bu Kitap Neden Okunmalı?

Çocukların Modern Dünyadaki Hâllerini Yansıtır: Günümüz çocuklarının teknoloji bağımlılığı ve bunun getirdiği sosyal izolasyonu eğlenceli ve düşündürücü bir şekilde ele alır. Bu sayede, çocukların kendi durumlarını sorgulamalarına ve bu bağımlılıktan kurtulmalarına yardımcı olur.

Geleneksel Oyunların Yeniden Keşfi: Çocukların geleneksel oyunlarla yeniden tanışmalarını sağlar. Beştaş, yakan top, körebe gibi oyunlar, çocukların fiziksel aktivitelere yönelmelerini ve sosyal becerilerini geliştirmelerini teşvik eder.

Aile İlişkilerini Güçlendirir: Teknolojinin aile ilişkilerini nasıl zayıflattığını ve bu ilişkileri yeniden nasıl güçlendirebileceğinizi anlatır. Ailelerin çocuklarıyla daha kaliteli zaman geçirmesinin yollarını göstererek, aile içi iletişimin ve bağların kuvvetlenmesine katkıda bulunur.

Toplumsal Mesajlar Verir: Teknolojinin kontrolsüz kullanımının toplumsal etkilerini mizahi bir dille ele alarak hem çocuklara hem de yetişkinlere farkındalık kazandırır. Teknolojiyi bilinçli ve dengeli kullanmanın önemini vurgular.

Çocuklar İçin İlham Verici: Çocukların kendi başlarına çözüm bulma ve üretici düşünme yetilerini teşvik eder. Okurlar, karakterlerin yaşadıkları zorluklarla nasıl başa çıktıklarını görerek, kendi hayatlarında da bu yaklaşımları uygulamaya cesaret ederle

Kitabın Konusu:

 Kitap, çocukların enerjik, meraklı ve hayal gücüyle dolu dünyalarına keyifli bir kapı aralayan okul, öğretmen ve öğrenciler arasında geçenleri anlatmaktadır.

Kitabın Özeti:

Yatırköy İlkokulu’nun neşesiz, bezgin öğrencileri ve onların hayatına ansızın giren Serdar Öğretmen’in etkileyici öyküsü, yazarın güçlü kalemiyle okurlarını hem eğlendiriyor hem de düşündürüyor.

Kitap, modern teknolojinin ve sosyal medya alışkanlıklarının çocukların hayatındaki yerini eğlenceli bir dille ele alıyor. Teknolojik cihazların bir yatırın etkisi altında kalmış gibi gösterilmesi, hem çocukların hem de yetişkinlerin yaşadığı kopukluğu mizahi bir şekilde gözler önüne seriyor. Serdar Öğretmen’in bu durumu fark edip özgün bir planla öğrencilerini tekrar oyuna ve hayata döndürmesi, kitabın merkezinde yer alan mesajı güçlendiriyor: Teknoloji hayatımızda önemli bir yer tutsa da, gerçek bağlar ve paylaşımlar hiçbir zaman onun yerini tutamaz.

Samimi ve gerçekçi bir dille bu hikâyeyi ele alan yazar, çocukların doğrudan yaşayarak öğrenmesini ve birlikte oyun oynarken sosyalleşmesini ön plana çıkarıyor. Özellikle geleneksel oyunların tekrar hatırlatılması ve ailelerin de bu sürece dâhil edilmesi, hikâyeye nostaljik ve sıcak bir dokunuş katıyor. Serdar Öğretmen’in çocuklar ve velilerle kurduğu bağ, günümüz öğretmen-öğrenci ilişkilerine dair de önemli ipuçları veriyor.

“Sıkıntıdan Patlayacağım Sınıfı”, mizahi unsurlar, canlı karakterler ve akıcı anlatımıyla hem çocuklara hem de ebeveynlere hitap eden, öğretici olduğu kadar eğlendirici bir eser. Yatırköy İlkokulu’nun serüvenine tanık olmak, okurların da kendi hayatlarındaki teknolojik alışkanlıkları gözden geçirmesine vesile olabilir. Zira “Sıkıntıdan Patlayacağım Sınıfı”, sadece çocuklara değil, yetişkinlere de çok şey söylüyor. Teknolojinin hayatımızdaki yerini sorgulatırken, gerçek bağların, paylaşılan anların ve birlikte olmanın ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor

23 Ağustos 2024 Cuma

Naneyi Yedik Lokantası (Mert Arık) Kitabın Konusu, Tahlili ve Özeti



Kitabın Adı: Naneyi Yedik Lokantası

Kitabın Yazarı: Mert Arık

Kitap Hakkında Bilgi:

Ödüllü yazar Mert Arık’tan yine çok konuşulacak MUHTEŞEM bir macera!

Mert Arık'tan girişimciliğe dair yeni kitap! Bir demet naneyle neler yapılabileceğini görmeye hazır olun.

“Soframıza isteyen herkes oturabilecek. Hep birlikte harika bir ziyafet çekeceğiz. Naneyi Yedik Lokantası’nı tüm dünyaya tanıtacağız.”

Babaannemizin dünya turuna devam ederken Güneş’e bıraktığı şey, sadece bir demet naneydi.
Peki bu naneyi, diğer nanelerden ayıran şey neydi?

Soğuk esprilerle yapılan sıcak servisler, sürekli isimleri değişen kasabalılar, bir köpek tarafından yer altından çıkarılan mantarlar, dünyanın en ilginç yemeklerinin pişirildiği bir lokanta ve sokak hayvanlarına güvenli bir alanda “umut” olmak için kenetlenmiş şahane bir ekip…
Naneyi Yedik Lokantası’nda hayal gücüyle tarif edilen enfes yemekleri kaşıklamaya hazır mısın?
Lokantamızın en güzel menüsünü sana ayırdık. Hadi soğuk esprilerini kap ve gel! Bu lezzet şölenine artık sen de davetlisin!

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabın Konusu:

Kitap, bir babaennenin torununa bir demet nane bırakmasıyla çocukların hayal gücünü kullanmalarını ve girişimci olmalarını konu olarak ele almıştır.

Kitabın Özeti:

Güneş küçük bir kız çocuğudur. Güneş'in babannesi daha önceki maceralarda yarım kalan dünya turuna devam etmek ve Afrika'ya gitmek üzere havaalanındadır. Güneş havaalanında babaannesine gitmemesi için ısrar etmektedir. Ancak babaanesi kafasına koyduğu dünya turunu tamamlama niyetindedir. Havaalanındayken Güneş'in babaannesi birden Güneş'e vereceği yeşil kutuyu hatırlar ve çantasından çıkararak Güneş'e uzatır. Kutudan mis gibi nane kokusu gelmektdir. 

Güneş kutuyu açtığında içinde bir demet nane olduğunu görür. Güneş nane ile ne yapacağını düşünürken Rüya ablasının bir ayva ile neler yaptığı aklına gelir. Babaannesine nane ile ne yapacağını sorduğunda aldığı cevap bunu sen bulmalısın olur. Babannesi uçağa binerken Güneş elinde bir demet nane ile neler yapacağını düşünür.

Güneş ablası Rüya’dan yardım ister. Bu sırada Güneş, babaannesinin bir tesadüf sonucu karşısına çıkan Trüf adlı köpeğin tasmasına sıkıştırılmış mektubu hatırlar. Trüf, aynı zamanda besin değeri yüksek bir mantar türünün de adıdır. Köpek Trüf ise bir mantar bilimci tarafından özel yetiştirilmiştir. Güneş, bunları hatırlarken, elindeki naneyle ne yapacağını düşünmektedir. 

Güneş'in aklına bir fikir gelir, önce annesinin lokantasının ismini değiştirecektir. İnsanların merak edeceği bir isim bulmak için düşünmeye başlar. Sonunda lokanta ismi olarak "Naneyi Yedik Lokantası" ismini bulur. Menüde yer alan "Naneli Uçan Hamburger" ve "Uranüs Soslu Naneli Kuru Fasulye" gibi yemek isimleri de en az lokantanın adı kadar sıra dışıdır.

Lokanta iki sene içinde büyük bir şöhrete sahip olur. Bosna Hersek’ten Kazakistan’a, Kırgızistan’dan Japonya’ya, Almanya’dan Belçika’ya, Tunus’tan Nepal’e, Arjantin’den Meksika’ya, Bolivya’dan Singapur’a kadar dünyanın dört bir yanında lokantanın şubeleri açılır. Lokantadaki yemekler ve bunların tatları tüm dünyaya yayılır. Hatta insanlar yaptıkları yemeklere yeni isimler bile koyar, var olan birçok yemek ismi değişir. Bir süre sonra yemeklere yeni isimler bulmayı çok seven insanlar bunu eğlenceli bir oyun haline getirirler.

Naneyi Yedik Lokantası'nda soğuk esprilerle yapılan sıcak ve samimi yemek servisleri devam ederken, sürekli isimleri değişen kasabalılar, bir köpek tarafından yer altından çıkarılan mantarlar, dünyanın en ilginç yemeklerinin pişirildiği bir lokanta ve sokak hayvanlarına güvenli bir alanda umut olmak için bir araya gelmiş iyiliksever insanların hikayesi devam eder.

Mobius (Adam Fawer) Kitabının Özeti, Konusu ve Kitap Hakkında Bilgi

Kitabın Adı: Mobius Kitabın Yazarı: Adam Fawer Kitap Hakkında Bilgi: Bir cümle hayatını kurtarabilir. Gelecekten geliyorsa. Üstelik kendi...