Elektrik elektronik eğitimi ile ilgili bilgiler, kitap özetleri, kitap sınav soruları ve eğitime dair her şey
23 Ağustos 2019 Cuma
Güliver'in Gezileri Seyehatleri (Jonathan Swift) Kitap Sınavı Yazılı Test Soruları ve Cevap Anahtarı
1.Kitabın yazarı kimdir?
A. Jayne Swift
B. Gülliver
C. Jonathan Swift
2. “Gülliver ilk olarak cüceler ülkesi olarak bilinen ………………...’ a gitmiştir.” Boşluğa aşağıdakilerden hangisi gelmelidir?
A. Brobdıgnag
B. Lilliput
C. Moskova
3. Cüceler ülkesinde Gülliver’e hangi isim verilmişti?
A. Korkunç Güliver
B. Sevimli Adam
C. Dağ Adam
4. Cüceler ülkesinin düşmanı ……..…………’dı.
Boşluğa aşağıdakilerden hangisi gelmelidir?
A. Blefusculular
B. Lilliputlular
C. Osmanlılar
5. Devler Ülkesi’nde efendisi Gülliver’i hangi sebepten dolayı kraliçeye sattı?
A. Kral Gülliveri çok sevdiği için
B. Çok para kazanmak için
C. Gülliver hasta olduğu ve onun öleceğini düşündüğü için
6. Gülliver “Hâkimiyet ve zeka, sadece cisim olarak büyük olanlara ait değildir. Çünkü karınca ve arı gibi küçük hayvanlar çoğu zaman kendinden büyük hayvanlardan daha maharetlidir.” diyerek kime ders verdi?
A. Cüceye
B. Krala
C. Dadısına
7. Gülliver’i sarayda hiç sevmeyen ve ona sürekli oyunlar düzenleyen kimdir?
A. Cüce
B. Çocuklar
C. Ahçı
8. Gulliver,Devler Ülkesi’ndeki kralın sakal kılları ile kendine ne yapmıştır?
A. Tabure
B. Tarak
C. Sepet
9. Güliver hangi hayvanın onu kaçırması sonucu kurtuldu?
A. Ördek
B. Martı
C. Kartal
10. Gülliver,hangi ülkenin vatandaşıymış?
A. Türkiye
B. İngiltere
C. Rusya
Cevap Anahtarı :
1-C 2-B 3-C 4-A 5-C
6-B 7-A 8-B 9-C 10-B
Güliver'in Gezileri Seyehatleri (Jonathan Swift) Kitabının Özeti, Konusu, Tahlili için tıklayınız...
22 Ağustos 2019 Perşembe
Morgue Sokağı Cinayeti (Edgar Allan Poe) Kitabının Özeti, Konusu, Tahlili
Kitabın Adı : Morgue Sokağı Cinayeti
Kitabın Yazarı : Edgar Allan Poe
Kitap Hakkında Bilgi :
Kitabın yazarı Edgar Allan Poe ABD’li şair, kısa hikâyeci, editör ve edebiyat eleştirmenidir. Amerikanın ilk kısa hikâye yazarlarından olan Poe, modern anlamda korku, gerilim ve polisiye türlerinin de öncüsüdür. Sıklıkla ilk polisiye hikâye olarak anılan Morgue Sokağı Cinayetleri’nin kahramanı Dupin, Arthur Conan Doyle’un Sherlock Holmes’ü ve Agatha Christie’nin Hercule Poirot’su gibi polisiye kahramanı için ilham kaynağı olmuştur.
Edgar Allan Poe bu uzun polisiye hikayeyi 1841 yılında ve otuziki yaşındayken yazmıştır. 1809'da Boston'da doğan yazar, ailesi tarafından başka bir aileye evlatlık olarak verilmiştir. Bu yüzden soy adını kendisini evlatlık alan tüccar John Allan'dan almıştır. Virginia'da ve İngiltere'de çeşitli okullarda okuyan yazar West Point Askeri Akademisinden atılmış ve gazetecilik hayatına başlamıştır. Sivri dili, parlak zekâsı ve gözü pek haberciliği yüzünden çok sayıda düşman kazanmıştır. 1836'da Clemm adlı bir hanım ile evlenmiştir.1847'de eşi Clemm'i verem yüzünden kaybettikten sonra kendisi de iki sene sonra Baltimore'daki bir hastanede çok genç yaşta can vermiştir.
Kitabın Özeti :
Anlatıcı: “18. yılının ilkyazı ile yaz başlarını geçirdiğim Paris’te, Monsieur C. Auguste Dupin adında biriyle tanışmıştım.” diyerek öyküye başlar. Çok dikkatli ve ciddi biri olarak tanıttığı Dupin ile birlikte bir cinayet haberini okurlar.
St. Roch Mahallesi halkı, korkunç çığlıklarla uyanırlar çünkü Madame L'Espanaye ve kızı Paris'te Rue Morgue'da karışık bir cinayete kurban giderek çok korkunç çığlıklar atarak ölmüşlerdir. Bu cinayet haberi gazetelere yansımış öykünün anlatıcısı ile arkadaşı Dupin şaşkınlıkla bu haberi okumuştur.
Tribunaux Gazetesi'nde yazıldığına göre çığlıkları duyan mahalle halkı eve doğru koşturmuştur. Komşular bir demir çubukla kilidi kırarak içeri girmişlerdir. Merdivene geldiklerinde yukarılarda kavga eden insanların seslerini duymuşlar ama eve çıktıklarında tüm sesler kesilmiş ve ölen anne ile kızından başka kimseyi görememişlerdir.
Madame L’Espanaye’nin boynu tamamen kesilmiş ve kadıncağızın kafası ufacık bir deri parçasıyla gövdesine tutunur halde kalmıştır. Katiller Madame L'Espanaye’nin kızını ise önce boğarak öldürmüşler sonra da cesedini bacaya sıkıştırmışlardır.
Üstelik bu cinayet, binanın dördüncü katında işlenmiştir ve bu daireye dışarıdan başka bir giriş bulunmamaktadır. Cinayetin işlendiği evin dış kapıları kilitlidir ve cinayeti işleyenlerin dışarıya çıkması mümkün değildir. Cinayeti duyarak olay yerine gelenlerin anlattıkları birbiriyle çelişmektedir. Çünkü her bir tanık katil veya katillerin farklı bir dille konuştuklarını söylemektedirler. Olay yerine gelenlerin her biri de farklı bir ana dile sahip insanlardır. Katillerin konuştukları dil, ne İngilizce, ne Fransızca, ne İspanyolca ne de Hollanda dilidir. Her bir tanık bu sesin kendi diline ait olmadığına emindir. Bu durumda tanıkların duyduğu seslerin son derece tuhaf, alışılmamış bir ses olması gerekmektedir. Tanıklar bu sesin “keskin değil de kaba, çabuk çabuk, kesik kesik” olduğunu söylemektedir. Tanıklardan hiçbiri kelime –ya da kelimeye benzer sesler– duymamış, seçememiştir.
“Şimdi kendimizi o odaya gitmiş sayalım. Önce ne arayacağız? Cinayetleri işleyenlerin hangi yoldan kaçtıklarını. İkimizin de doğaüstü şeylere inanmadığımızı söylemekle aşırılık etmiş olmayacağımı sanıyorum. Madame ve Mademoiselle L’Espanaye’i ruhlar öldürmedi. Bu işi yapanlar elle tutulur varlıkları olan kimselerdi; bir yolunu bulup kaçtılar. Öyleyse, nasıl?”
C. Auguste Dupin ile arkadaşı haberleri iyice takip ederler. Bu iki arkadaş toplumdan uzak yaşamaktadır ve eski tanıdıkları ve dostlarıyla da ilişkiyi kesmişler, sadece geceleri sokaklarda dolaşmaya başlamışlardır. Cinayeti çözmek isteyen bu iki arkadaş Emniyet Müdürlüğü'nden izin alıp cinayetin işlendiği Morgue Sokağı'na ve eve gidip odayı incelemeye başlarlar.
“Ama pencereler sürgülüydü. Önü açık olan pencereye gittim, epeyce zorlukla çiviyi çıkardım, tahminim boşa çıkmamıştı. Gizli bir yay vardı;…….“Bu pencereden çıkmış olan bir kimse, onu dışardan kapatabilir, yay da kilitlenmesini sağlardı –ama çivi deliğe sokulamazdı………. Yaya basarak pencereyi birkaç parmak araladım; çivinin başı onunla birlikte yükseldi, deliğin içinde öylece duruyordu. Pencereyi kapadım, çivi gene eski durumunu aldı, bütünmüş gibi görünüyordu. Cinayeti işleyen, yatağın başucundaki pencereden kaçmıştı. . O dışarı çıktıktan sonra pencere kendiliğinden kapanmış (ya da çıkan bile bile kapamış), yay da kilitlenmesini sağlamıştı; ”
Hakkında delil olmamasına rağmen Adolphe Le Bon isimli bir adam da tutuklanmıştı. Dupin, polise de yardım etmeye başlamıştı. Dupin’e göre tanıkların duyduğu ses insan sesi değildi. Pencerenin yakınından kalın bir paratoner teli geçiyordu ancak kimse bu telden pencereye kadar uzanamaz ve içeri de giremezdi.
Suç mahallinde bulunan kıllar da insanlara ait değildi. Dupin, küçük bir kurdele parçası da bulmuş ve bu kurdelenin bir denizciye ait olduğunu anlamıştı. Bunun üzerine Duphin Gazeteye ilan vererek "Ourang-Outang" kaybeden olup olmadığını sordu. Dupin'in evine gelen bir denizci kendisine ait bir orangutanı kaybettiğini ve onu bulana ödül vereceğini söyledi.
Denizci, Borneo'da bir orangutan edindiğini, ancak hayvanın denizcinin usturasını çalarak ortadan kaybolduğunu, takip ettiği hayvanın bir paratonere tırmanarak Rue Morgue'daki dairenin penceresinden içeri girdiğini anlattı.
Cinayet çözülmüştü. Odaya giren orangutan Madame L'Espanay’i traş etmeye kalkmıştı.
Kitabın Yazarı : Edgar Allan Poe
Kitap Hakkında Bilgi :
Kitabın yazarı Edgar Allan Poe ABD’li şair, kısa hikâyeci, editör ve edebiyat eleştirmenidir. Amerikanın ilk kısa hikâye yazarlarından olan Poe, modern anlamda korku, gerilim ve polisiye türlerinin de öncüsüdür. Sıklıkla ilk polisiye hikâye olarak anılan Morgue Sokağı Cinayetleri’nin kahramanı Dupin, Arthur Conan Doyle’un Sherlock Holmes’ü ve Agatha Christie’nin Hercule Poirot’su gibi polisiye kahramanı için ilham kaynağı olmuştur.
Edgar Allan Poe bu uzun polisiye hikayeyi 1841 yılında ve otuziki yaşındayken yazmıştır. 1809'da Boston'da doğan yazar, ailesi tarafından başka bir aileye evlatlık olarak verilmiştir. Bu yüzden soy adını kendisini evlatlık alan tüccar John Allan'dan almıştır. Virginia'da ve İngiltere'de çeşitli okullarda okuyan yazar West Point Askeri Akademisinden atılmış ve gazetecilik hayatına başlamıştır. Sivri dili, parlak zekâsı ve gözü pek haberciliği yüzünden çok sayıda düşman kazanmıştır. 1836'da Clemm adlı bir hanım ile evlenmiştir.1847'de eşi Clemm'i verem yüzünden kaybettikten sonra kendisi de iki sene sonra Baltimore'daki bir hastanede çok genç yaşta can vermiştir.
Kitabın Özeti :
Anlatıcı: “18. yılının ilkyazı ile yaz başlarını geçirdiğim Paris’te, Monsieur C. Auguste Dupin adında biriyle tanışmıştım.” diyerek öyküye başlar. Çok dikkatli ve ciddi biri olarak tanıttığı Dupin ile birlikte bir cinayet haberini okurlar.
St. Roch Mahallesi halkı, korkunç çığlıklarla uyanırlar çünkü Madame L'Espanaye ve kızı Paris'te Rue Morgue'da karışık bir cinayete kurban giderek çok korkunç çığlıklar atarak ölmüşlerdir. Bu cinayet haberi gazetelere yansımış öykünün anlatıcısı ile arkadaşı Dupin şaşkınlıkla bu haberi okumuştur.
Tribunaux Gazetesi'nde yazıldığına göre çığlıkları duyan mahalle halkı eve doğru koşturmuştur. Komşular bir demir çubukla kilidi kırarak içeri girmişlerdir. Merdivene geldiklerinde yukarılarda kavga eden insanların seslerini duymuşlar ama eve çıktıklarında tüm sesler kesilmiş ve ölen anne ile kızından başka kimseyi görememişlerdir.
Madame L’Espanaye’nin boynu tamamen kesilmiş ve kadıncağızın kafası ufacık bir deri parçasıyla gövdesine tutunur halde kalmıştır. Katiller Madame L'Espanaye’nin kızını ise önce boğarak öldürmüşler sonra da cesedini bacaya sıkıştırmışlardır.
Üstelik bu cinayet, binanın dördüncü katında işlenmiştir ve bu daireye dışarıdan başka bir giriş bulunmamaktadır. Cinayetin işlendiği evin dış kapıları kilitlidir ve cinayeti işleyenlerin dışarıya çıkması mümkün değildir. Cinayeti duyarak olay yerine gelenlerin anlattıkları birbiriyle çelişmektedir. Çünkü her bir tanık katil veya katillerin farklı bir dille konuştuklarını söylemektedirler. Olay yerine gelenlerin her biri de farklı bir ana dile sahip insanlardır. Katillerin konuştukları dil, ne İngilizce, ne Fransızca, ne İspanyolca ne de Hollanda dilidir. Her bir tanık bu sesin kendi diline ait olmadığına emindir. Bu durumda tanıkların duyduğu seslerin son derece tuhaf, alışılmamış bir ses olması gerekmektedir. Tanıklar bu sesin “keskin değil de kaba, çabuk çabuk, kesik kesik” olduğunu söylemektedir. Tanıklardan hiçbiri kelime –ya da kelimeye benzer sesler– duymamış, seçememiştir.
“Şimdi kendimizi o odaya gitmiş sayalım. Önce ne arayacağız? Cinayetleri işleyenlerin hangi yoldan kaçtıklarını. İkimizin de doğaüstü şeylere inanmadığımızı söylemekle aşırılık etmiş olmayacağımı sanıyorum. Madame ve Mademoiselle L’Espanaye’i ruhlar öldürmedi. Bu işi yapanlar elle tutulur varlıkları olan kimselerdi; bir yolunu bulup kaçtılar. Öyleyse, nasıl?”
C. Auguste Dupin ile arkadaşı haberleri iyice takip ederler. Bu iki arkadaş toplumdan uzak yaşamaktadır ve eski tanıdıkları ve dostlarıyla da ilişkiyi kesmişler, sadece geceleri sokaklarda dolaşmaya başlamışlardır. Cinayeti çözmek isteyen bu iki arkadaş Emniyet Müdürlüğü'nden izin alıp cinayetin işlendiği Morgue Sokağı'na ve eve gidip odayı incelemeye başlarlar.
“Ama pencereler sürgülüydü. Önü açık olan pencereye gittim, epeyce zorlukla çiviyi çıkardım, tahminim boşa çıkmamıştı. Gizli bir yay vardı;…….“Bu pencereden çıkmış olan bir kimse, onu dışardan kapatabilir, yay da kilitlenmesini sağlardı –ama çivi deliğe sokulamazdı………. Yaya basarak pencereyi birkaç parmak araladım; çivinin başı onunla birlikte yükseldi, deliğin içinde öylece duruyordu. Pencereyi kapadım, çivi gene eski durumunu aldı, bütünmüş gibi görünüyordu. Cinayeti işleyen, yatağın başucundaki pencereden kaçmıştı. . O dışarı çıktıktan sonra pencere kendiliğinden kapanmış (ya da çıkan bile bile kapamış), yay da kilitlenmesini sağlamıştı; ”
Hakkında delil olmamasına rağmen Adolphe Le Bon isimli bir adam da tutuklanmıştı. Dupin, polise de yardım etmeye başlamıştı. Dupin’e göre tanıkların duyduğu ses insan sesi değildi. Pencerenin yakınından kalın bir paratoner teli geçiyordu ancak kimse bu telden pencereye kadar uzanamaz ve içeri de giremezdi.
Suç mahallinde bulunan kıllar da insanlara ait değildi. Dupin, küçük bir kurdele parçası da bulmuş ve bu kurdelenin bir denizciye ait olduğunu anlamıştı. Bunun üzerine Duphin Gazeteye ilan vererek "Ourang-Outang" kaybeden olup olmadığını sordu. Dupin'in evine gelen bir denizci kendisine ait bir orangutanı kaybettiğini ve onu bulana ödül vereceğini söyledi.
Denizci, Borneo'da bir orangutan edindiğini, ancak hayvanın denizcinin usturasını çalarak ortadan kaybolduğunu, takip ettiği hayvanın bir paratonere tırmanarak Rue Morgue'daki dairenin penceresinden içeri girdiğini anlattı.
Cinayet çözülmüştü. Odaya giren orangutan Madame L'Espanay’i traş etmeye kalkmıştı.
Hay Bin Yakzan (İbn Tufeyl - İbn Sina) Kitabının Özeti, Konusu, Tahlili ve Kişileri
Kitabın Adı : Hay Bin Yakzan
Kitabın Yazarı : İbn Tufeyl - İbn Sina
Kitap Hakkında Bilgi :
Kitabın arka kapağı;
“9.yüzyılda Yunancadan Arapçaya çevrilen 'Salaman ve Absal' öyküsü, başta İbn Sina'nın 'Hay bin Yakzan'ı olmak üzere, birçok İslam düşünürünün yapıtlarına kaynaklık etti. Genellikle alegorik öyküler ya da öykümsü anlatılar olan bu yapıtlardan sadece biri, roman boyutlarına ulaştı ve bütün benzerlerini gölgede bıraktı: 12. yüzyılda Endülüslü İşraki düşünür İbn Tufeyl'in yazdığı 'Hay bin Yakzan' ya da 'Esrarü'l-Hikmeti'l-Meşrikiye'.
Bu ilk 'felsefi roman' ve ilk 'robinsonad', Tanpınar'ın deyişiyle 'Müslüman âleminin tek romanı',14. yüzyıldan başlayarak bellibaşlı Avrupa dillerine çevrildi; Defoe, Bacon, Spinoza ve More gibi pek çok düşünür ve sanatçı üzerinde etkili oldu. Doğu, özellikle Osmanlı ise İbn Tufeyl'e ve yapıtına ilgisiz kaldı: Üzerindeki 'Hay bin Yakzan' etkileri özel çalışmalara konu olan 'Robinson Crusoe' defalarca Türkçe'ye çevrildiği halde, 'Hay bin Yakzan, dilimize kazandırılmak için 1923 yılını, kitaplaşabilmek için de 1985 yılını bekleyecekti.
Bu kitapta; Hayadında bir ormanda dünyaya gözlerini açan, hiçbirşey bilmeyen ve annesini ceylan sanan bir çocuğun; aklıyla, kalbiyle, düşünerek, eleştirerek ve inceleyerek keşfederek düşünmesi, kendini yaratan bir yaratıcı olması gerektiği sonucuna varıp Allah’ı bulma serüveni anlatılmaktadır.
Kitabın Özeti :
1. Bölüm : Hay'ın Dünyaya Gelişi
Birinci Görüş : Hayy, Ekvator'un altında Hint Adaları’nın birinde anasız, babasız bir takım tabii şartların oldukça duyarlı yöntemler ve yollarla bir araya gelişiyle topraktan mayalanarak sıcak, soğuk, ıslaklık ve kuruluğun birbirine karışmasıyla varolmuştur.
İkinci Görüş : Hayy'ın bir anne ve babadan dünyaya geliş hikayesine dayanır.
Hay Bin Yakzan ismi "Uyanığın Oğlu Diri” anlamına gelir.
2. Bölüm : Doğanın Kucağında / Anne Ceylan
Hay, annesini ceylan olarak görmektedir. Herşey yolunda gitmektedir. Ceylan da bu duruma alışmış onu yavrusu gibi koruyup kollamakta ve beslemektedir. Hay annesini ve diğer hayvanların taklidini yapar.
Hay zamanla büyür, diğer hayvanlardan, ceylanlardan farklı olduğunu görür. Onlarda var olan ama kendisinde var olmayan güçlü uzuvları vardır. Hay, bunu fark ettiğinde 7 yaşındadır. Hayvanların belli uzuvları tüy ve kıllar ile örtülü olduğu halde Hay’ın vücudu örtülü değildir. Hay bu durumdan utanç duymaktadır.
Hay, aklıyla keşfeder. (Burada aslında Hz.ibrahim’e benzetme vardır. O da etrafı putlarla ve sapkınlarla çevrili olduğu halde, aklıyla Allah’ın varlığını keşfetmiştir.) Kendine yapraklardan kıyafet ve kuyruk, sopadan savunma aracı üretir. Daha sonra fikir yürüterek ölmüş bir kartalın tüy ve kanatları ile kendini örter ve kuyruk yapar.
Ve birgün ceylan ölür. Hay onu yaşatmak için zihnini epey zorlar ve kalbi çalıştırabilse annesini yaşatabileceğini keşfeder ve onu tekrar hayata bağlayacak vücuttaki hangi organ olabileceğine dair keşfe çıkar. Ceylanın organlarını incelemeye başlar.
Hay bu sırada iki kargayı kavga ederken görür. Biri ölür, diğeri o öleni, çukar açarak içine gömer. Hay’da buna bakarak anne ceylanı da aynı şekilde gömer.(Biz burada Habil ile Kabil’i hatırlıyoruz. Kabil, Habilin ölümüne sebep olmuş ve ardından iki karga görmüş ve bunlara bakarak kardeşi Habili gömmüştür.)
Hay, adanın dört bir yanı su ile kaplı olduğu için dünyada başka bir yer olabileceğini düşünmüyordu.
Hay ormanda çıkan bir yangın sonucu ateşi keşfeder. Onun; yakıcı, aydınlatıcı, ısıtıcı ve yiyecekleri pişirici gücünü görür.
Ölü ve diri hayvan anotomilerini incelemektedir.Bu konu da ustalaşmıştır. Kendini geliştirmiş ve kendini vahşi doğaya karşı donanımlı hale getirmiştir.
3.Bölüm : Varlığın Özüne Doğru
Hay, hayvanları ve ruhlarını incelemeye başlar. Araştırmaları sonucunda bütün hayvanlarda bulunan ruhun gerçekte bir ve aynı olduğu görüşüne ulaşır. Türlerin ruh bakımından farklı görünmeleri aldatıcıydı.
Daha sonra bitkileri araştırır. Bitkilerle hayvanları karşılaştırır, benzerlik ve farklılıklar arar. Bu araştırma ve gözlemlerden sonra bitki ve hayvanların aralarında barındırdıkları ortak nitelikten kaynaklanan bir birlik bulunduğu sonucuna vardı. Söz konusu nitelik hayvanlarda yetkin bir dereceye ulaştığı halde , bitkilederde taşıdıkları kimi engeller nedeniyle eremiyordu. Gözünde bütün hayvan ve bitkiler tek bir varlık durumundaydı. Daha sonra nesneleri de inceledi. Cansız neseneleri de bitki ve hayvanları koyduğu kategoriye koydu.
Cisimlerin biçimleri, Hay’ın anlaşılır evrende ulaştığı ilk bilgidir. Akıl yürütme yoluyla kavradığı ilk şeylerden biri de yürekte bulunan hayvansal ruh’tur. Artık cisimlerin gerçekliğini kavrayabilmek için düşünmeye başlar. Cisimlik gözünde değerini yitirir.
Hay, her yaratılmış için bir yaratıcı bulunması gerektiği fikrine ulaşır. Düşündüğü bütün biçimlerde ulaştığı sonuçlar aynı oldu. Bu nedenle, daha önce biçimden kaynaklandığını sandığı eylem ve etkilerin gerçekte biçimden değil, biçimi bir araç gibi kullanan bir öznenin eseri olduğunu kavradı. Henüz duyulur dünyadan kopamadığı için, bağımsız özneyi de duyumlar yönünde aramaya koyuldu. Hay, bilgisinin bu aşamasına ulaştığında yaşı 28‘i bulmuştu.
4.Bölüm : Sıfırdan Sonsuza
Hay, gözlemleri sonucunda nesnenin ancak son derece yetkin, mükemmel, bağımsız öznene’nin eseri olduğu inancı daha bir pekişti. Bütün bu nitelikler o bağımsız özne’nin eseri olarak varoluyordu.
5.Bölüm : Yolun Sonu
Hay, bu bilgilere vardığında yaşı 35 olmuştu. Zamanla öyle bir aşamaya vardı ki, baktığı her nesneyi, bir sanat yapıtı gibi görüyor ve hemen yapıtı bırakıp yaratıcısına yöneliyordu. Bu nedenlede yaratıcıya olan özlemi artıyordu.
Bu bilgiye erişmesine neden olan aracı gücü öğrenme isteği duydu. Hay, özünün, duyularıyla algıladığı gövdesinden başka birşey olduğunu kavrayınca, cisim önemini birkez daha yitirdi. Acaba özü yok olacak, çözülecek ve bozulacak birşey miydi, yoksa kalıcı mıydı ? Ne ki, cisim olmayan varlığından cisimlere bağımlı olmayan ve bütün cisimsel niteliklerden az olan şey için bozuluş düşünülemezdi.
Müşahede etmeye başladı, düşünmeye devam etti. İnsanın diğer şeylere (hayvanlara, bitkilere, nesnelere) olan üstünlüğünü keşfetti. Allah’a itaat (zorunlu varlık) fikri uyandı ve kendine 3 amacı yönünde zorunlu eylemler yükümlü kıldı. Bu alanda çaba gösterdi, kurallar koydu. Daha az yiyecekti. Nesli tükenecek olan hayvanları tüketmeyecekti. Türünün devamını sağlayan, çekirdeği olan meyveleri yemeliydi. Bitki yemek zorunda kalınırsa kökleri koparmamalıydı. Az yemeli, kendi bedenini dış varlıklara karşı korumalı. Bitkilere de, hayvanlara da merhametliydi. Temizliğine önem veriyor, vücut ve elbise temizliğine dikkat ediyor, güzel kokular sürünüyordu. Gözlerini duyulur dünyaya yumup zorunlu varlığı düşünüyordu.
Hay, bir aşama daha atlar. Kendini artık dış dünyadan soyutlayabiliyordu ve manevi hazzı tadabiliyordu.
6.Bölüm : Gerçeğin İki Yüzü
Artık Hay 49 yaşındadır.
Hay’ın yaşadığı ada dışında bir ada daha vardır. Bu adada çok eskiden, inançsız bir toplum vardı. Sonunda en son din olan İslam dini gelir ve adanın Sultanı ile beraber herkes iman eder. Allah’a bağlıdırlar, ibedetlerini yaparlar.
Absal ile Salaman adanın en seçkin ve soylu gençleridir. Düşünür ve ibadet ederler. Salaman çok fazla Kur’an’ın derinlerine inmek ve konuşmak istemez, tartışma çıkmasından endişelenir. Absal ise Kur’an’ın iç sırlarına ve anlamlarına vakıf olmak ister ve sürekli bunun için çabalar. Absal artık halktan ayrı ve yalnız bunu yaparsa o zaman gerçekleri göreceğine inanır. Salaman ise halk ile mutludur. Bu konuda anlaşamaz ve ayrılırlar.
Absal, Hay’ın adasına gider ancak ondan habersizdir. Bir süre birbirlerinden habersiz yaşarlar. Sonra karşılaşırlar. İlk karşılaştıklarında Hay huşu içinde namaz kılmaktadır onun varlığını dahi hissetmez ancak ibadeti bitince farkına varır. İkisi birbirine şaşırsa ve güvenmesede zamanla alışır ve anlaşırlar. Absal, Hay’a konuşmayı öğretir. Geldiği halktan bahsedince beraber diğer adaya giderler. Ama halk gerçeği bilmek istemez, sıkılır ve kızar. En sonunda Absal ile Hay adalarına geri dönüp, beraber Allah’ı tefekkür ve müşahede ederek yaşarlar.
Hay : Aklı ile Allah’ı keşfeder ve iman eder.
Absal : Ona önceden sunulmuş olan İslam dinine iman eder.
Bu yönüyşe bu iki karekter eksik kısımlarını birbirlerini tanıdıktan sonra tamamlarlar.
21 Ağustos 2019 Çarşamba
Dijital (Sayısal) ve Analog Elektronik Nedir? Farkları Nelerdir? Karşılaştırılması Nasıldır?
Elektronik sistemler analog ve dijital (sayısal) olmak üzere iki çeşittir.
Türkçe karşılığı "Sayısal" olan "Dijital" kelimesi, Latince digitus = parmak sözcüğünden türetilmiştir. Parmakla sayılabilir anlamında kullanılan digital teriminin okunuşudur.
Analog terimi ise Yunanca “benzer” sözcüğünden gelen, örneksel benzetim anlamında kullanılan ifadedir.
Analog sistemlerde elektrik sinyalleri sürekli olarak değişir ve belli sınırlar içinde her değeri alabilirler. Gerçek dünya analog değişkenlere sahiptir. Sıcaklık, ışık şiddeti, basınç, koku, tad, yumuşak, sert gibi kavramlar nerdeyse sonsuz sayıda ara değerler gösterebilirler. Örneğin hava sıcaklığı 20 dereceden 21 dereceye birden yükselmez ara değerler alarak bir zaman aralığında yükselir. Dijital sistemlerde ise işlenen veri belli sayısal değerler alır.
Var - Yok, Açık - Kapalı, 0 - 1, 0 volt - 5 volt gibi ikili değerlendirmelerin hepsi dijital olarak değerlendirilir. Ara değerler alındığında analog olarak değerlendirilir. Bir ses siteminin sesisini potansiyometreyi istediğiniz kadar çevirerek ayarlamanız analog bir işlemdir. Bir ses siteminin sesisini tuşlara basarak ayarlamanız dijital bir işlemdir. Dijital sistemde bastığınız tuşlar size sesi açıp kapamak için belli sayıda kademe sunar, analog sistemde potansiyometreyi istediğiniz aralıkta çevirerek sesi istediğiniz değere ayarlayabilirsiniz.
Yukarıdaki şekilde analog ve dijital sinyaller görülmektedir. Elektronikte daha önce analog teknik olarak yapılan uygulamalar günümüzde dijital teknikler kullanılarak yapılmaktadır.
Dijital ve Analog Elektroniğin Karşılaştırılması :
Sayısal tekniğin, Analog tekniğe göre tercih edilme nedenleri aşağıdaki gibi özetlenebilir:
1) Dijital sistemlerin tasarımı daha kolaydır.
2) Dijial sistemlerde bilgi saklamak kolaydır. Dijial sistemlerde bilgilerin hafızaya alınması ve gerektiği kadar tutulması, değiştirilmesi mümkündür.
3) Dijital elektronikte birbirine bağlanabilecek devrelerin sayısı daha fazladır. Analog devreler üç-dört basamaklı olabilirken, dijial devrelerde daha çok sayıda devrenin birbiriyle irtibatı mümkündür.
4) Dijial devrelerde yapılacak işlemler kolayca programlanabilir. Analog devrelerde programlanabilecek işlemlerin esnekliği ve kompleksliği oldukça sınırlıdır.
5) Analog veri iletiminde, aktarılacak olan verileri üretmek için, sürekli değişken bir gerilim ya da akım kullanılır. Bu değişken akımlardan dolayı oluşabilecek gürültü ve sinyal bozulmalarını engellemek çok zordur. Bu durum yüksek kaliteli veri aktarımının önüne geçer. Ancak dijital sistemler ikili aktarım kullanarak bunu mümkün kılar.
6) Dijial devrelerde bir entegre içerisine daha fazla sayıda sayısal devre elemanı yerleştirilebilir. Analog devre elemanları da entegre içerisine yerleştirilse de, yüksek değerli kondansatörler, bobinler, transformatörler vb. elemanların entegre içerisine yerleştirilmesi ekonomik değildir. Bu da dijial elemanların entegre içerisine yerleştirilmesini avantajlı duruma getirmektedir.
Analog Elektronik
Devrenin tasarımı zordur
Bilgilerin saklanması zordur
Devrelerin boyutu büyüktür
Programlanması zordur
Gürültü ve parazitten etkilenir
Entegre içine yerleştirilmeleri zordur
İşlem sayısı azdır
Hatanın bulunması zordur
Dijtal Elektronik
Devre tasarımı daha kolaydır
Bilgilerin saklanması kolaydır
Daha küçük boyutta karmaşık devreler oluşturulabilir
Daha esnek ve kolay programlanabilir
Gürültü ve parazitten az etkilenir
Entegre içine yerleştirilmeleri kolaydır
İşlem sayısı fazladır
Hatanın bulunması daha kolaydır
Avantajlarının yanında dijial sistemlerin dezavantajı; günlük hayatımızda kullandığımız büyüklüklerin büyük bir kısmının analog olmasıdır.
Dijial elektronik sistemler 1950 yıllarında ilk tüplü bilgisayarın icadı ile uygulanmaya başladı. İlk elektronik kol saatleri ile küçük, ucuz hesap makinelerinin piyasaya çıkması ise ancak 1970’ li yıllarda mümkün oldu. Bu tarihten sonra sayısal elektronik devreler ve sistemler yavaş yavaş bütün alanlarda analog devrelerin yerini almaya başladı.
Dijial elektronik devreler;
• Daha güvenilirdir.
• Devreler ve sistemler aynen tekrarlanabilir. (Her benzer sistem tıpatıp aynı çalışır)
• Çok geniş çapta tümleştirilebilir.
• Gürültü ve dış etkilerden çok az etkilenir.
• Daha ucuzdur.
• Kopyalama ve iletim sırasında bozulmaz. İlk kopya ile yüzüncü kopyanın kalitesi aynıdır.
Cep Telefonlarında GPRS, EDGE, LTE, 1G, 2G, 3G, 4G, 5G Ne Demektir? Anlamları Nedir?
Cep telefonlarında G'nin anlamı İngilizce "Generation" kelimesinin baş harfidir. Türkçeye "nesil" olarak çevirilebilir. Yani önce 1. nesil 1G telefonlar teknolojik gelişmeler devreye girdikçe 2G, 3G, 4G, 5G olarak devam ettiler. Sayı büyüdükçe, teknolojik altyapısı ve hızı gelişti.
1G Nedir?
İlk üretilen, birinci nesil cep telefonlarıdır. 1G birinci nesil telefonlarda analog alıcı ve vericiler kullanıyordu. Özellikle 90'ların başlarında araç telefonu olarak kullanılan telefonlardır. Bu sistemlerin taşınabilir telefonları ağır ve kocaman bir çanta şeklindeydi. Vericiden uzaklaştıkça parazit ve konuşma zorluğu sorunları yaşanırdı. Sadece ses aktarmak için kullanılırlardı. SMS ve internet gibi ek hizmetler yoktu.
2G Nedir?
2G, kullandığımız cep telefonu teknolojisinin ilk sürümüdür. Analog sistemden farklı olarak konuşmalar sayısal (dijital) hale getirilir. Bu sayede parazit sorunu yaşanmaz. 2G ses aktarımı haricinde SMS hizmetini de sağlamıştır.
GPRS Nedir?
2G'den 3G'ye geçmeden önce veri iletişimi için GPRS (General Pocket Radio Service) kullanıldı ve bu geçiş döneminde o teknolojiye de 2,5G ismi verilmiştir.
EDGE Nedir?
EDGE (Enhanced Data rates for GSM Evolution) teknolojisi 2.75G olarak anılmaktaydı. EDGE kelime anlamı olarak Enhanced Data Rates for GSM Evolution (GSM Gelişimi için Artırılmış Veri Hızları) baş harfleri bir araya getirilerek oluşturulmuş bir kelimedir. Bu teknik sayesinde GSM şebekelerinde veriler daha hızlı bir şekilde iletilebiliyor. Bu teknolojinin GPRS’i kayda değer biçimde geliştirmesi üzerine 2.5G denilen GPRS ağlarına EDGE eklendiğinde üçüncü nesile son derece yaklaşıldığı için 2.75G adı verildi.
3G Nedir?
3G ile hepimizi taşınabilir cihazlar üzerinden internete girme, görüntülü arama, video izleme gibi hizmetler sağlanmıştır. Türkiye’de 2009 yılında 3G kullanılmaya başlanmıştır. GSM EDGE, UMTS, CDMA2000, DECT ve WiMAX gibi hücresel ağ alt yapıları ile çalışan 3G sayesinde telefondan film izlemek, müzik dinlemek, sosyal ağlarda rahatça gezmek oldukça kolay hale gelmiştir.
3G ile iletişim hızı 2 MBPS'e kadar çıkabilir. Bu hızlar sayesinde cep telefonları ile anlamlı bir internet deneyimi yaşamaya başlanmıştır. Bu nesil de oldukça geliştirildi ve başta 2 MBPS'e kadar çıkabilen sistemler 14-15 MBPS'e kadar hızlandırıldı.
4G Nedir?
4G yani 4. nesil 3G'nin çok üzerinde hızlar sunmaktadır. 100 MBPS ile 1 GBPS arası hızlar 4G ile mümkün olmaktadır. Bu tür hızlarda yapılabilecekler hayal gücü ile sınırlı.
LTE Nedir?
(Long Term Evolution) LTE ifadesi 4G ile aynı şeydir. LTE, önceki 2G ve 3G teknolojilerine göre daha hızlı veri aktarma platformudur.
LTE-A Nedir?
(Long Term Evolution - Andvanced) 4G’nin çağ atlamış hali yani 4.5G demektir. 4.5G bağlantısını yüksek hızda mobil cep internet olarak adlandırabiliriz. 4G ile maksimum 100 Mbps hızlarına erişilirken, 4.5G ile kullanımda olan bazı mevcut cihazlarla 600 Mbs hızlarına kadar erişilebilmektedir. 4G'nin ilk zamanlarında ortaya çıkan LTE teknolojisi sayesinde 100 MBPS kadar hızlara çıkılabiliyordu. Daha sonra LTE geliştirilerek LTE Advanced adı ile hız arttırıldı. Bizdeki 4.5G denilen sistemler de LTE Advanced kullanacak. LTE Advanced teknolojisi ile teorik olarak 1GBPS hıza çıkılabiliyorsa da, bizdeki sistemler 100-375 MBPS aralığında bir hıza sahip olacaklar.
5G Nedir?
5G, 2020'li yıllarda kullanılacağı tahmin edilen bir sistemdir. 4G'ye kadar tüm nesiller sürekli veri hızını artırarak 1GBPS'a kadar ulaştırdı. 5G'de hız artışı dışında, 4G'den önemli farkları da olacak. Örneğin, aynı baz istasyonuna çok daha fazla sayıda cihaz bağlanabilecek, veri iletişimi daha verimli yapılacak, kapsama alanları genişleyecek, pil verimleri ve dayanma süreleri artacak, iletişim güvenliği artacak gibi.
5G'de planlanan hız 10 GBPS.
Çevrimiçi oyun deneyimi önem kazanacak. Google Stadia platformu ve türevi örnekleri daha çok artacak. Yani biz oyun oynarken artık konsola oyun indirmekle uğraşmayacağız, ya da minör ya da majör güncellemeler dert olmaktan çıkacak. Çünkü biz doğrudan karşımızdaki sunucuya bağlanarak oyunları deneyimleme şansına sahip olacağız.
Canlı yayınların da kalitesi ve niceliği artış gösterecek. Artık görüntü kalitesi kötü yayınları takip etmek durumunda kalmayacağız; 5G bu hızı sağladığından çözünürlüğü yüksek göreceğiz.
Artırılmış gerçeklik birçok farklı şekilde karşımıza çıkacak.
Gelecekte otomobilinizin ön camına yansıtılan kişisel reklamlarla veya akıllı bir ön camdan bakıldığında yola yansıyan yol tariflerini görebiliriz.
5G'nin hızı, araçlar arasındaki iletişimi kolaylaştıracağından otonom araçların daha hızlı yaygınlaştığını görebiliriz.
8 Ağustos 2019 Perşembe
15 Yaşında Bir Kaptan (Jules Verne) Kitabının Özeti, Konusu, Tahlili
Kitabın Adı : 15 Yaşında Bir Kaptan
Kitabın Yazarı : Jules Verne
Kitap Hakkında Bilgi :
Fransız asıllı yazar Jules Verne’nin 1878 yılında yayımlanan bir romanıdır.
Asıl işi borsa uzmanlığı olan Jules Verne, romancılığa atıldıktan sonra macera, bilim ve bilim kurgu romanları ile dünya çapında önemli bir romancı olmuştur. Bu roman türlerinde Dünya edebiyatının en tanınmış isimlerinden birisi olmayı başarmıştır.
Kitabın Özeti :
Kitapta olaylar 1873 senesi, Yeni Zelanda açıklarında başlamaktadır. Dick Sand genç bir denizcidir. Kaptan Hull'un Pilgrim adlı balina avı yaptığı gemisine miço olarak girmiştir. Pilgrim adındaki balina avı ve ticaret yapan bu geminin sahibi de W. Weldon’dur.
Son av sezonu kötü geçmiş iyi bir av çıkmamıştır. Balina avı gemisi Pilgrim, Amerika'ya doğru dönüş yoluna başlamıştır. Gemide, geminin sahibi Bay Weldon’un eşi Bayan Weldon, oğlu Jack, ailenin dadısı ve Benedict de vardır. Bay Weldon’un gemisinde ayrıca 5 tayfa, bir aşçı ve bir de miço vardır. Aşçının adı Negora'dır. Geminin miçosu olan Dick, henüz 15 yaşında çok akıllı bir delikanlıdır.
Pilgrim adlı bu ticaret gemisi içindeki yolcularla denizde ilelerken bir gemi enkazına rast gelirler. Enkaz halindeki gemide hiç kimse yoktur. Gemide tasmasında WS işareti olan bir köpek bulurlar.
Gemidekiler dönüş yolunda hiç beklenmedikleri bir olay yaşamışlardır. Gemideki denizciler kocaman bir kambur balina ile karşı karşıya kalırlar. Avdan elleri boş dönen gemi ve mürettebatı için bu bulunmaz bir fırsattır. Kaptan Hull, deneyimli adamlarını toparlayıp ve acemi denizci Dick Sand'i gemide bırakarak balinayı avlamaya çıkarlar. Fakat bu kambur balinayı avlamak çok zor bir iştir. Nitekim kaptan ve deneyimli tayfaların hepsi bu kambur balinayı avlamak isterlerken ölürler.
Kaptanın ölmesi üzerine gemiyi idare edebilecek tek kişi olan Dick, henüz on beş yaşında iken bu geminin kaptanı olur. Genç kaptan Dick Sand’in görevi, yolcularını sağ salim evlerine ulaştırmak olmuştur. Fakat gemide, kötü niyetli biri vardır, aşçı Negoro. Negoro, haydutlar ve köle tüccarları için çalışan biridir. Negoro, genç kaptan Dick Sand’in acemiliğini fırsat bilir. Geminin rotasını değiştirerek gemiyi ve içindekileri Afrika'nın kıyılarına yönlendirir. Denizde fırtına çıkınca Negero’nun da marifetiyle gemi karaya oturur.
Geminin karaya vurduğu yerde Harris ile tanışırlar. Harris, köle tüccarları ile ilişkisi olan kötü bir adamdır. Gemidekileri kandırarak onları köle tüccarlarına satar.
Hercule adlı bir adam gelerek onları köle tüccarlarından kurtarır. Bu arada Negora ile Harris'in arkadaş olduğu da anlaşılır.
Buldukları bir kayıkla ilerlerken bir eve girerler. Bu evin içindeki bir mektup bulurlar. Denizde enkazını buldukları ve içinden köpek çıkan o gemi ile ilgili sır bu mektup ile ortaya çıkmıştır. Negora'nın Samuel Watson'un klavuzu olduğu ve onu soyduğu böylece ortaya çıkar.
Bunun üzerine Dick Sand, kendilerine her türlü oyun oynayan kötü Haris’i öldürmek zorunda kalır. Negora'yı ise köpek Dingo öldürür, bu sırada ağır yaralanan köpek Dingo’da çok geçmeden ölür.
Harris ve Negora’dan kurtulan maceracılar en sonunda başlarına gelen bu olaylardan kurtulurlar ve bunu bir parti vererek kutlarlar.
Sözde Kızlar (Peyami Safa) Kitabının Özeti, Konusu, Tahlili ve Kişileri
Kitabın Adı : Sözde Kızlar
Kitabın Yazarı : Peyami Safa
Kitap Hakkında Bilgi :
Kitap, Milli Mücadele döneminde İstanbul’un seçkin muhitlerinde şahit olunan kültürel yozlaşmayı anlatmaktadır. Kitabın arka planında Yunan işgalini ele alınmaktadır.
İşgal yıllarında kaybolan babasını bulmak için İstanbul’a gelen Mebrure her türlü ahlaki çöküntünün yaşadığı bir akraba köşkünde kalmak zorundadır. Bu genç kızın babasını ararken dejenere olmuş İstanbul sosyetesini gözlemlemesi ve bu ortamda şahit olduğu yozlaşmış hayatın içinde sürüklenmesi romanın ana konusunu oluşturmaktadır.
Sözde Kızlar, ailk kez 1922 yılında Serâzad imzasıyla Sabah gazetesinde tefrika edilmeye başlanmıştır. Bu gazete kapanınca tefrika yarım kalmıştır. Bunun üzerine roman Cumhuriyetin ilanı edildiği 1923 yılında yayınlanmıştır.
Kitabın Özeti :
Yunanlılar batı Anadolu’yu işgal etmiştir. Mebrure de babasını bu işgalde kaybetmiştir. Babasını aramaya başlayan Mebrure, Bursa’dan ayrılıp İstanbul’daki uzaktan akrabaları olan Nafi Bey'in köşküne gelir.
İstanbul’a geliş sebebi işgalcilerden kaçmak ve ailenin, himayesi altına sığınmak değildir. Amacı kaybettiği babasının izini sürmek hatta mümkünse babasını bulmaktır. Fakat Mebrure geldiği İstanbul’da hiç de beklemediği bir ortamla karşılaşmıştır.
Nazmiye Hanım’ın yönettiği köşk, içindeki kızlara "sözde kızlar" dendiği kötü şöhretli bir köşktür. Bu evin oğlu züppe bir genç olan Behiç’tir. Nevin ise bu köşkün kızıdır. Geldiği günlerde Nevin için yapılacak yaş günü eğlencesine hazırlık yapılmaktadır. Mebrure ilk günden beri bir şaşkınlık içindedir. Nevin’in Siyret adlı bir genç ile Behiç’in de evin hizmetçisi Belma ile sevgili olduklarını belli eden şeyler görür.
Nevin yirmi beş yaşında olmasına rağmen beş çocuk doğurmuş bir kadın gibidir. Mebrure, sağdan soldan bu köşke gelen insanların hepsinin İstanbul’un iğrenç aileleri olduğunu duymaktadır. Köşkte yaşananlar da dedikodusu yapılan her şeye çok uygundur.
Nafi Bey ölmüş, köşkün idaresi sosyete meraklısı Nazmiye Hanım’a geçmiştir. Bu köşk sosyetenin zevk ve eğlence yeridir. Bu köşkte sık sık danslı, içkili eğlenceler düzenlenmektedir. Mebrure de bu ortamdan uzakta kalmaya çalışmaktadır.
Üstelik konağın züppe oğlu Behiç onu tuzağına düşürmek için hamleler yapmaktadır. Behiç’in tatlı vaatlerine kanmak üzere iken durumu fark eden evin hizmetçisi Belma, Mebrure’yi uyarmıştır. Belma, Behiç’in nasıl biri olduğunu ve Behiç yüzünden başına gelenleri de anlatmıştır.
Belma, Behiç’e inanmış, hatta ondan gayr-i meşru bir çocuğu da olmuş ve Behiç o çocuğu diri diri gömmüştür. Bu yüzden Belma büyük bir bunalım içindedir.
Mebrure sık sık Muharicin idaresine uğrayarak babasını aramakta izini sürmektedir. Muharicin idaresine gelip giderken Nadir’in annesi Hayriye Hanım ve Fahri ile de tanışır. Mebrure ve Fahri birbirinden hoşlanmıştır.
Yakışıklı, iyi giyimli ve fırsatçı bir genç adam olan Behiç, köşke gelen diğer kızları da kandırmaya çalışmaktadır. Mebrure’yi elde edemeyeceğini anlayan Behiç kendini değişmiş gibi gösterir. Bu plana Nevin ve annesi Nazmiye Hanım da yardımcı olur. Bu sıralarda Nevin’in aşığı Siyret’in, henüz on altı yaşında olan Güzide adındaki bir kızı kirlettiği öğrenilir. Güzide’nin annesi namuslarının temizlenmesi için Siyret'le Güzide’nin evlenmelerini istemektedir. Akis takdirde olayı herkese duyurup Siyret’i itibarını lekelemekle tehdit eder. Siyret bunu kabul etmek zorunda kalmış Güzide ve Annesi de zengin koca avlamak hedefine ulaşmıştır.
Siyret evlendikten sonra hemen boşanacağını söyleyerek Nevini de rahatlatmıştır. Böylece olay da örtbas olmuştur.
Mebrure’yi de namuslu, erdemli, dürüst bir insan rolü oynayarak ve birçok vaadetler söyleyerek kandırmaya çalışmaktadır. Mebrure’nin kafası karışmıştır. Bir ara Behiç’in evlenme teklifine bile inanacak olur. Fakat Belma’nın olanları anlatan bir mektup yazıp intihar etmesi üzerine Behiç’in yalanlarına artık hiç itibar etmez. Zaten Behiç tevkif edilecektir.
Böylece Behiç’ten kopan Mebrure babasının izine de ulaşmıştır. Bir arkadaşı olan Fahri ile birlikte haber Amasya’ya gitmiştir.
Kitabın Kahramanları, Kişileri :
MEBRURE : Yunan işgali sırasında kaybettiği babasını bulmak için İstanbul’a gelmiştir. Anadolu’daki kargaşa sebebiyle İstanbul’da bir köşkte yaşayan yakınlarının yanına yerleşir. İstanbul’daki ahlaki çöküntüden kendini kurtarmaya çalışan bir genç kızdır.
BEHİÇ : Yakışıklıdır. Mebrure’nin kaldığı konağın oğludur. Vaatlerle genç kızları kandıran ahlaki düşkünlüğü olan yozlaşmış bir gençtir. Hizmetçileri Belma’dan olan çocuğunu bile kendisi öldürmüştür.
BELMA : Köşkte çalışan ve Behiç’in tuzağına düşmüş hizmetçidir. Mebrure’ye Behiç karşısında yardım etmiş, ama Behiç’ten olan gayri meşru çocuğunu kaybedince bunalıma girmiştir.
NAZMİYE HANIM : Nafi bey’in kızıdır. Köşkün sahibidir. Gününü gün etmek isteyen, yozlaşmaya meyilli, eğlenceye düşkün bir kadındır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Cervantes, Kılıç Ali Paşa ve Mimar Sinan Aynı Camide Nasıl Buluşur?
Cervantes, Kılıç Ali Paşa ve Mimar Sinan Aynı Camide Nasıl Buluşur? 1500'lü yıllarda İtalyan bir aile henüz 11 yaşındaki oğullarını papa...
-
Kitabın Adı : Yazıyı Bulan Çocuk Kitabın Yazarı: Sinan Yaşar Kitap Hakkında Bilgi: "Ben Beyaz Bulut! Hiç alçak gönüllülük etmeyeceğim; ...
-
Kitabın Adı: Zerdali - Dedemle Bir Yıl Kitabın Yazarı: Yaşar Bayraktar Zerdali - Dedemle Bir Yıl Kitap Sınavı Soruları 1-) Yazarın dedes...





