1500'lü yıllarda İtalyan bir aile henüz 11 yaşındaki oğullarını papaz okuluna göndermek isterler. Ancak bulundukları yerde bir papaz okulu yoktur.
Elektrik elektronik eğitimi ile ilgili bilgiler, kitap özetleri, kitap sınav soruları ve eğitime dair her şey
11 Ocak 2026 Pazar
Cervantes, Kılıç Ali Paşa ve Mimar Sinan Aynı Camide Nasıl Buluşur?
1500'lü yıllarda İtalyan bir aile henüz 11 yaşındaki oğullarını papaz okuluna göndermek isterler. Ancak bulundukları yerde bir papaz okulu yoktur.
22 Mayıs 2025 Perşembe
Üniversitede Matematik Dersinde Uyuyan Öğrenci ve İmkansızı Başarmak
Öğrenci evine vardığında, bu problemlerin son derece zor olduğunu fark eder. Ancak yılmadan durmaksızın çalışır, araştırmalar yapar ve kütüphanede kitaplar inceler. Öğrenci sonunda, dört sayfalık uzun hesaplamalarla bu problemlerden birini çözmeyi başarır.
Bir sonraki derste, profesörün bu sözde ödevden hiç söz etmediğini görünce şaşırır. Elini kaldırarak profesöre sorar:
— Hocam, geçen derste verdiğiniz ödev hakkında neden hiç konuşmadınız?
Profesör şaşkınlıkla cevap verir:
— Ödev mi? Onlar ödev değildi… Şimdiye kadar kimsenin çözmeyi başaramadığı matematik problemlerinden örneklerdi sadece!
Öğrenci afallamış halde yanıtlar:
— Ama… ben ikisinden birini çözdüm!
Çözümü incelendiğinde doğruluğu onaylanır ve Columbia Üniversitesi kayıtlarına, artık onun adıyla birlikte geçer.
Peki öğrencinin imkansızı başarmasını sağlayan neydi?
* Profesörün bu problemlerin “imkânsız” olduğunu söylediğini duymamıştı.
* Sadece, çözülmeleri gereken problemler olduğunu düşünmüştü.
* Zorluğa boyun eğmedi. Azim, kararlılık ve cesaretle hareket etti.
Bu hikayeden çıkarılacak ders:
* Sana “yapamazsın” diyenleri dinleme.
* Bu mesaj sınıfta uyumayı teşvik etmiyor; ne olursa olsun kendi potansiyeline inanmanı söylüyor.
* Fiziksel olarak bir yerde bulunmak yetmez.
* Farkı yaratan senin kararlılığın olacak.
Başarı hepimizle olsun...
9 Mayıs 2025 Cuma
Japonların Hayatı Daha Verimli Yaşamak ve Başarılı Olmak İçin 6 Kuralı
Japonların hayatı daha verimli ve disiplinli yaşamak için geliştirdiği 6 teknik bulunmaktadır. Eğer sürekli yapacaklarını ve işlerini erteleyen ayrıca bir işe başlamakta zorlanan ya da motivasyonu çabuk düşen biriysen, bu yöntemler sana faydalı olabilir.
1- İkigai – Hayat Amacını Bul
Sabah yataktan sürünerek kalkıyorsan, günlerin anlamsız geliyorsa ikigai’ni keşfetmemişsindir. Japonlar uzun ve mutlu yaşamlarının sırrını “ikigai” olarak görüyor.
İkigai, seni sabah yataktan kaldıran sebep.
Peki ikigai’ni nasıl bulacaksın?
Basit: 4 temel soruya cevap ver.
* Neyi seviyorsun? (Tutkun)
* Nede iyisin? (Yeteneklerin)
* Dünyanın neye ihtiyacı var? (Katkın)
* Para kazanabileceğin şey ne? (Mesleğin
2- Kaizen – %1 Kuralı ile Sürekli Gelişim
“Büyük değişimler göz korkutur.” Kaizen’in özü şu: Her gün %1 daha iyi ol. Japon şirketleri bu felsefeyle dünya devi oldu.
Büyük adımlara değil, küçük ama istikrarlı ilerlemeye odaklan.
* Bir anda mükemmel olmaya çalışmak yerine, her gün 5 dk fazladan çalış.
* Küçük ilerlemelerle istikrarlı ol, alışkanlık yarat.
* Önemli olan devam etmek, büyük sıçramalar değil.
Bugün %1 geliş, yıl sonunda 37 kat daha iyi olursun.
3- Pomodoro Tekniği – Odaklanmanın Gücü
Tembelliğin en büyük sebebi zaman yönetememek.
Beynimiz uzun süre odaklanamıyor. Ama kısa süreli yoğun çalışmayla verim fırlıyor.
* 25 dakika odaklan – 5 dakika mola
* 4 tur sonrası 15-30 dk ara
Pomodoro neden işe yarıyor?
* Beyin 25 dakika çalışmaya kolay alışıyor.
* “Bitiremeyeceğim” kaygısı azalıyor.
* Erteleme alışkanlığı kırılıyor.
Günde 4-5 Pomodoro bile verimi 2 kat artırabilir.
4- Hara Hachi Bu – %80 Doyma Kuralı
Bu teknik sadece yemekle ilgili değil, hayat disipliniyle de ilgilidir. Japonlar asla tam olarak doymaz. %80 doyduklarında yemeyi bırakırlar.
Bunu sadece yemek değil, iş ve hayat için de uygula.
* Tembellik, aşırılıktan gelir.
Çok yemek → halsizlik.
Çok iş → tükenmişlik.
* Beynini ve bedenini %100 doldurma. Hep bir adım geride bırak ki istikrarın sürsün.
Az ama öz yaşamak, her zaman kazanır!
5- Shoshin – Yeni Başlayan Zihni
Japon dövüş sanatlarında bir kural vardır: “Bilenin zihni doludur, öğrenemez.”
Yani ne kadar bilgili olsan da kendini öğrenci gibi görmelisin. Çünkü kibir, öğrenmeyi öldürür.
Shoshin’i nasıl uygularsın?
* “Ben zaten biliyorum” deme, yeniden öğrenmeye açık ol.
* Çocuk gibi meraklı ol, soru sor.
* Küçük ayrıntılara dikkat et, kendini geliştirmeye devam et.
6- Wabi-Sabi – Kusurların İçindeki Güzellik
Mükemmel olmaya çalışmak, insanı en çok yoran şeylerden biri. Japon felsefesi Wabi-Sabi, kusurları kabul etmeyi öğretiyor.
Her şey zamanla eskir, kırılır, değişir… ve bu güzel bir şeydir.
Wabi-Sabi’yi hayatına nasıl katarsın?
* Kusurlarınla barış, mükemmel olmaya çalışma.
* Sürekli değiştirmek yerine, sade ve doğal ol.
* Hayatın akışına güven, bırak bazı şeyler olduğu gibi kalsın.
Bunları bıraktığında verimli olmak çok daha kolaydır.
Liderler İçin Ölü At Teorisinin Verdiği Dersler
Ölü At Teorisi: Liderler İçin Basit Bir Ders
Eski bir söz şöyle der: "Eğer bindiğin atın öldüğünü fark ettiysen, yapılacak en iyi şey inmektir." Ancak birçok kişi, kurum veya kuruluş attan inmek yerine ölü atı sürmeye devam ederler. İşte bu durum, liderler için önemli bir ders içeriyor.
Ölü Atı Sürmeye Çalışan Kurumların Yaptığı Hatalar
Daha sert kırbaç kullanmak: Atı hareket ettirmek için daha fazla baskı uygulamak.
Komite kurmak: Atı incelemek için uzun toplantılar ve analizler yapmak.
Eğitim vermek: Çalışanlara "ölü atları nasıl sürecekleri" konusunda eğitimler düzenlemek.
İsim değiştirmek: Atın adını "enerjisi kısıtlı at" gibi daha havalı bir isimle değiştirmek.
Terfi ettirmek: Atı üst pozisyona getirip "ilham versin" diye beklemek.
Ölü atı sürmeye devam etmek, ekibi yorar, kaynakları tüketir ve yenilikleri engeller.
Liderler, işe yaramayan stratejileri, projeleri veya sistemleri zamanında bırakabilmeli.
Dürüst Bir Değerlendirme Yapın:
Hangi projeler "ölü at", hangileri "yaşıyor"?
Verilere ve gerçekçi geri bildirimlere kulak verin.
Hızlı Karar Alın:
İşe yaramadığı netse, "batık maliyet" tuzağına düşmeden o attan inin.
Yeniliğe Alan Açın:
Çalışanların yeni fikirleri denemekten korkmadığı bir kültür oluşturun.
Hataları "öğrenme fırsatı" olarak görün.
Ekip Motivasyonunu Gözetin:
Ölü atı sürmeye zorlanan ekipler, zamanla inisiyatif kaybeder.
Onlara "anlamlı" işler sunun.
Zamanı, enerjiyi ve yeteneği, geleceği inşa edecek alanlara kanalize edin.
Türk atasözü der ki: "Zorla güzellik olmaz." İş dünyasında da ısrarcı olmak her zaman erdem değildir.
Farkına Var: Projenin veya stratejinin artık işe yaramadığını kabul et.
Değerlendir: Veriler ve geri bildirimlerle durumu objektif olarak analiz et.
Karar Ver: Hızlıca harekete geç ve ölü atı terk et.
Yenilik Yap: Yeni fikirler ve stratejiler için alan aç.
Motivasyonu Koru: Ekibin moralini yüksek tut ve anlamlı hedefler sun.
Ölü At Teorisi, liderlere esneklik, hızlı karar alma ve yenilikçilik konularında önemli bir ders veriyor.
27 Ocak 2025 Pazartesi
Çinli Filozof Lin Yutang - Hayatı Nasıl Yaşamalıyız?
Çinli Filozof Lin Yutang
Harcaman gereken parayı harca, tadını çıkarmaya değer olan şeylerin tadını çıkar ve verebileceğin şeyleri ver.
Ayrıldıktan sonra ne olacağını dert etme, çünkü toza dönüştüğünde ne övgüleri ne de eleştirileri duyabileceksin; mezarını ziyaret edip etmediklerini ya da seni unutup unutmadıklarını bilemeyeceksin.
Hayattan keyif almak için en doğru zaman, şu andır.
Zorla kazandığın mal ve mülkleri değerlendirme zamanın geldi.
Çocukların için fazla endişelenme; onlar kendi yollarını bulacak ve kendi kaderlerini çizecekler.
Torunlarına özel bir ilgi göster, onları sev, değer ver ve onlardan keyif alabildiğin sürece tadını çıkar.
Hayat, doğumdan mezara kadar durmaksızın çalışmaktan ibaret olamaz.
Her gün uyan ve bir günü daha çatışmasız, kin tutmadan keyifle geçirmeye niyet et.
Çocuklarından fazla beklentiye girme.
Sana önem verseler de, onların kendi sorumlulukları, taahhütleri ve hayatları her zaman öncelikli olacaktır.
65 yaşına veya daha üstüne geldiysen, bitmek bilmeyen bir çalışma uğruna sağlığını feda etme, çünkü bu kendine mezar kazmak olur.
Bin hektar pirinç tarlası olsa da, günde yalnızca yarım kâse tüketebilirsin.
Mutlu bir yaşam sürmeye bak, çünkü sadece bir hayatın var.
Kendini başkalarıyla karşılaştırarak şanını, zenginliğini ya da sosyal statünü ölçme.
Değiştiremeyeceğin şeyleri kabul et, çünkü aşırı kaygı sağlığına zarar verebilir.
Kendi refahını yarat ve her gün sana mutluluk ve keyif veren aktivitelerle uğraş.
Mutluluğun olmadığı bir gün, boşa harcanmış bir gündür.
İyi bir ruh haliyle hastalıklar iyileşebilir.
İyi bir karakter geliştirerek, egzersiz yaparak, sağlıklı beslenerek ve dengeli bir şekilde vitamin ve mineral alarak sağlıklı ve keyifli bir yaşam sürebilirsin.
Özellikle çevrendeki iyiliği takdir etmeyi öğren – aileni, arkadaşlarını – çünkü onlar, hayatının güzel anılarını ve değerli zamanlarını hatırlatarak sana yeniden yaşama hissi verirler.
Denir ki, “Çatısını kaybeden biri yıldızları kazanır.” Bu doğrudur.
Zaman ve fırsatlar, bir nehirdeki su gibidir: Onlara asla iki kez dokunamazsın, çünkü bir kez geçtiğinde geri dönmez.
Hayatının her anının tadını çıkar ve dünyayı keşfetme, onun harikalarını görme fırsatlarını kaçırma, çünkü bu anlar bir daha asla tekrarlanmayabilir.
Görünüşlere güvenme, çünkü zamanla silinirler.
Mükemmel insanı arama, çünkü o yoktur.
Seni olduğun gibi takdir eden birini ara; onu bulamazsan, yalnızlığını sevmeyi öğren, çünkü kötü bir arkadaşlıktan iyidir.
Her nasıl tanımlıyorsan Tanrı’ya inan ve hayatın tadını çıkar, çünkü hayat kısadır.
Aileni ve arkadaşlarını sev, çünkü er ya da geç bu dünyayı terk edeceksin ve kimse bunun için sana teşekkür etmeyecek.
Sağlık ve mutluluk daima seninle olsun.
- Lin Yutang
25 Eylül 2024 Çarşamba
Karınca ve Aslan Hikayesi - İş Hayatında Yönetici ve Raporlamaların Çalışma Hayatına Etkisi
Küçük bir Karınca her sabah erkenden işine gelir ve neşe içinde çalışmaya başlardı…
Çok çalışır…
Bunun üzerine, müthiş bir yöneticilik kariyeri olan ve yazdığı raporlarla ünlü Hamamböceği’ni işe aldı. Hamamböceği işe öncelikle bir saat alarak başladı. Böylece Karınca’nın çalıştığı saatleri tam olarak ölçebilecekti. İş saatlerinde gevşekliğe müsaade etmeyecekti. Elbette raporlarını düzenleyecek bir sekretere de ihtiyacı olacaktı. Bu nedenle; hem telefon trafiğini yönetmek ve hem de arşiv işleri için Örümcek’i işe aldı.
Aslan, gelişmelerden çok memnundu. Hamamböceği’nin hazırladığı raporlar gerçekten harikaydı. Hatta ondan üretim hızını ölçen ve karlılığı analiz eden renkli grafikler de hazırlamasını istedi. Böylece bu raporları ortaklarına sunum yaparken kullanabilecekti. Hamamböceği, bu raporları üretebilmek için yeni bir bilgisayara ve donanıma ihtiyaç duydu. Artık artan ekipmanlar için de bir bilgi işlem departmanı oluşturmanın zamanı gelmişti. Bu işleri idare etmek için Sinek’i işe aldı.
Bir zamanlar mutlu, üretken ve rahat olan Karınca bu yeni toplantı düzeninden ve evrak işlerinden yılmıştı. Zamanın büyük bir kısmını sorulan soruları cevaplamak ve evrak işleri yapmakla geçiyordu.
Aslan, Karınca’nın bölümünün giderek büyümesinden memnundu. Bölümü daha da büyütmek üzere bir üst yöneticiye ihtiyaç olduğunu düşündü. Ve bölüm başkanı olarak başarıları ile ünlü Ağustosböceği’ni işe aldı.
Kendi rahatına ve keyfine düşkün Ağustosböceği’nin ilk icraatı ofisi rahat edebileceği yeni mobilyalarla döşemek oldu. Tabii ki kendisinin yeni bir bilgisayara, bütçe kontrol ve stratejik verimlilik planı hazırlanması için kişisel bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Bunun üzerine eski işyerindeki yardımcısını işe aldı.
Karınca’nın çalıştığı yer giderek kimsenin gülmediği, neşesiz ve mutsuz bir mekana dönüşmüştü. Ağustosböceği, patronu Aslan’ı ortamın ruh halini değiştirecek bir çalışma yapılması gerektiğine ikna etti.
Bunun üzerine, Karınca’nın bölümünde olup bitenleri gözden geçiren Aslan, üretimin ve karlılığın dramatik bir şekilde düştüğünü farketti. Hemen, son derece itibarlı ve iyi tanınmış bir Danışman olan Baykuş’u sorunu çözmesi için işe aldı.Baykuş, Karınca’nın departmanında 3 ay geçirdi. Bu hummalı çalışmanın ardından ciltlerce süren muhteşem bir rapor yazdı. Raporun sonucu şuydu: “Departmanda aşırı istihdam vardı”.
Aslan, raporu inceledikten sonra dramatik bir karar verdi.Ve, elbette, ilk olarak negatif tavırlarıyla dikkat çeken, mutsuz ve çalışma isteğini kaybetmiş olan Karınca’yı işten çıkardı.
14 Ocak 2023 Cumartesi
Diderot Etkisi - Eski Sabahlığım İçin Pişmanlık
18. yüzyıl aydınlanma çağı düşünürlerinden Fransız yazar ve filozof Denis Diderot’un borç içinde yaşamaktadır. Aynı zamanda kızını da evlendirmeye çalışmaktadır. Diderot’un durumunu duyan Rus imparatoriçesi Büyük Katerina, Diderot’un kütüphanesini satın alıp 25 yıllık maaşını da peşin ödeyerek onu zor durumdan kurtarır.
Maddi durumu düzelen ve kızını evlendiren Diderot'a bir arkadaşı çok şık kırmızı kadife bir sabahlık hediye eder. Giydiği yeni sabahlığın verdiği keyifle çalışma masasına oturan Diderot bu eski masanın yeni ve gösterişli sabahlığına hiç uymadığını fark eder.
Bu şekilde eski resimlerini, koltuğunu, duvar halısını, sandalyelerini... hepsi birbirine uyum sağlasın derken evindeki eski eşyaları tamamen yeniler.
Sonunda bütün parası biter ve Diderot yeniden borçlanır. Ancak o zaman aklı başına gelir ve kendisini nasıl bir tüketim çılgınlığına kaptırdığını anlattığı "Eski Sabahlığım İçin Pişmanlık" adlı bir yazı yazar.
Bilinçli bir alışveriş düşüncesiyle yapılmayan ve ihtiyaç olmadığı halde alınan şeyleri açıklayan bu tüketim sarmalından bahseden ilk kişi olduğu için anlattığı kavrama Diderot Etkisi denilmektedir.
Diderot şöyle der: "Eski sabahlığımın efendisi idim, ama şimdi yeni sabahlığımın kölesi oldum."
Kartalı gagalamaya cesaret eden tek kuş Kuzgundur
Kartalı gagalamaya cesaret eden tek kuş Kuzgundur,
Kartalın bu durumda yapabileceği pek bir şey yoktur, ve hiç karşılık vermez, onunla savaşmaz..
Sadece kanatlarını açar, gökyüzünde daha, daha yüksekten uçmaya başlar..
Sizinle savaşmaya, eleştirmeye, çalışanlara cevap verip enerjinizi harcamanız gerekmez.
Onlarla zaman harcamayı bırakın.
Sizde var olan gücünüzü sizi daha yükseklerdeki hedefinize ulaştırmak için kullanın yeterli.
Siz Olsaydınız - Bir müddet zeytinle idare edebilir miydiniz?
Binaya gelen adam kendisini karşılayan sekretere Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi. Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti;
- Evet, Nazif Bey! diye cevap alınca, sekreter hüzünlü bir ses tonuyla 'Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl oldu.' dedi.
Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı adamın yüreğine.
Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı. Kendisini toparlayıp
- Evet var, oğlu Selim Bey....
Titrek bir sesle
Sekreter hanım, insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye,
- Selim Bey oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek pek mümkün olmuyor; ama ben yine de kendisine bir haber vereyim. dedi ve telefona yöneldi..
- Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım. cevabı üzerine sekreter dahili telefonu çevirdi. Daha sonra,
Beraber merdivenden çıktılar. İnce bir zevkle döşenmiş geniş bir salondan geçip büyük bir kapının önünde durdular, sekreter kapıyı açarak,
O da içeri girdi. Kendisini ayakta bekleyen gence doğru hızlı adımlarla yürüdü, elini uzatarak,
- Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet Baydemir. dedi.
- Bendeniz de Selim Cebeci... Lütfen buyurun, oturun. dedi, genç iş adamı.
Mehmet Bey, kendisine gösterilen yere oturur oturmaz:
- Yirmi üç yıl, tam yirmi üç yıl... Vaktiyle bana burs verip okumama vesile olan insanın elini öpmek için bu ânı bekledim. Ama o büyük insanın elini öpmek nasip değilmiş, bunun için ne kadar üzgünüm anlatamam. dedi ve dudakları titredi, gözleri doldu.
Yaşarmış gözlerini kuruladıktan sonra Selim Beye döndü;
- Mehmet Baydemir demiştiniz değil mi, Tosyalı Mehmet Baydemir mi? Profesör, delikanlının bu heyecanlı haline bir anlam veremeyerek başıyla 'Evet' dedi. Bunun üzerine Selim Beyin gözleri sevinçle parladı.
- Babamla sizi uzun yıllar aradık; ama bulamadık. dedi.
Profesörün yanına gelerek iki eliyle elini tuttu, candan bir dost gibi sıktı ve
Bu sözler profesörü çok şaşırtmıştı
- Uzun yıllar beni mi aradınız? Peki ama neden? dedi.
Selim Bey gülen gözlerle profesöre bakarak
- Bizdeki emanetinizi vermek için... deyince, profesörün şaşkınlığı iyiden iyiye arttı.
- Emanet mi? dedi.
Selim Bey cevap vermeden yerine geçip telefonu çevirdi. Karşısındakine
- Gelebilir misiniz? deyip telefonu kapattı.
Mehmet Bey, Şaşkın gözlerle Selim Beye bakarken kapı çalındı, odaya iyi giyimli bir bey girdi.
Selim Bey ona yanına gelmesini işaret etti, sonra kulağına bir şeyler fısıldadı. Gelen kişi bir şey söylemeden geldiği kapıya yöneldi. O çıkarken Selim Bey, misafiriyle tatlı bir sohbete başladı.
Sohbetleri koyulaştıkça, çehrelerindeki şaşkınlık, yerini birbirlerine Hasret kırk yıllık ahbapların yeniden buluşmalarındaki sevinç, samimiyet ve güvene bırakmıştı. Mehmet Bey yurt dışındaki tahsilinden, araştırmalarından ve yirmi üç yıl boyunca her yıl büyüyen memleket hasretinden bahsetti. Sonra Nazif Beyin duvardaki portresini göstererek,
- Bu günlerimi şu büyük insana borçluyum. Bana yalnızca maddî destek vermedi, mânen de beni hiç yalnız bırakmadı. Yurt dışında tahsil görürken yanlışa her yeltendiğimde hayalen yanımda hazır oldu. 'Sana bunun için burs vermedim.' diyerek bana istikamet verdi. Ona her namazımda dua ediyorum. dedi ve gözlerini Nazif Beyin duvardaki fotoğrafına mıhladı. Sonra gözleri portrenin altındaki ilk anda mânâ veremediği diğer tabloya kaydı. Son derece şık bir çerçevenin içinde, bazı yerleri yamalı ve tamir görmüş oldukça eski bir çift çorap duruyordu. Biraz daha dikkatli baktığında çerçevede bazı cümlelerin de sıralandığını fark etti: 'Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra...'
Selim Bey, kendisine bir soru sorduğu için başını ona çevirdi; fakat aklı tabloda kalmıştı. Selim Beye cevap verirken tabloya bir daha baktı. İkinci cümle de birinci cümle gibi üç nokta ile bitiyordu: 'Bir müddet sabredeceğiz, sonra...'
İyice meraklanmıştı. Bu ilk görüşmeleri olmasaydı, yanına gidip tabloyu iyice inceleyecekti fakat bu uygun düşmez, düşüncesiyle yalnızca sohbet arasında göz ucuyla merakını gidermeye çalışıyordu.
Ancak her seferinde biraz daha artan bir merakın içinde kalıyordu. Üçüncü cümlede: 'Bir müddet yürüyeceğiz, sonra...' diye yazıyor ve altta böyle birkaç cümle daha sıralanıyordu.
- Selim Bey merakımı mazur görün. Şu tabloya bir mânâ veremedim. dedi.
Selim Bey kendisine has bir gülüş ile misafirine baktı, derin bir nefes alarak
- Malumunuz, babam varlıklı bir insandı. Oldukça iyi bir hayatımız vardı. Sonra ne olduysa her şeyimizi kaybettik. O zenginlikten geriye hiçbir şey kalmadı. Köşkümüzdeki hizmetçiler de gitti. Yemekleri artık annem yapıyordu. Hatırlıyorum da bir sabah, kahvaltıya sadece zeytin koyabilmişti. O zengin kahvaltılarımıza bedel, yalnızca zeytin... Şaşkınlık içinde, 'Başka bir şey yok mu?' diye sormuştum. Bu soru karşısında annemin hüngür hüngür ağlayışı gözümün önünden hiç gitmiyor. Annemin ağlayışı karşısında babam:
'Bu evde hiçbir şey yok! Burada nasıl yaşayacağız.' Diye haykırdı. Bunun üzerine babam:
'Bir müddet sabredeceğiz, sonra alışacağız.' dedi. Gittiğim özel okuldan ayrılmış, bir devlet okuluna yazılmıştım. Sabahleyin okula servisle gitmeyi umarken, babam elimden tuttu,
'Allah borcunu ödeme niyetinde olanın kefilidir.'
Babamın dediği gibi oldu, zor da olsa zamanla alıştık. Bu hal birkaç yıl sürdü.
Bir gün babam eve çok farklı bir yüz ifadesiyle geldi.
Ağlamaklı bir yüz ifadesi vardı. Her birimize bir paket getirmişti. Köşkten ayrıldığımız günden beri ilk defa paketlerle eve geliyordu. Bizi bir araya topladı.
'Bugün, benim için ne mânâya geliyor biliyor musunuz?' dedi, kelimeleri boğazına düğümlendi, gözlerine yaşlar hücum etti. Sözlerini kesmek zorunda kaldı. Her birimize hediyelerimizi teker teker verdi ve bizi ayrı ayrı kucaklayıp yanaklarımızdan öptü, kendisi de bir koltuğa oturdu. Cebinden gazeteye sarılı bir şey çıkardı. O sırada da ağlıyordu. Hepimiz şaşkınlık içinde babama bakıyorduk.
Gazeteyi açtı, içinden bir çift yeni çorap çıkardı. Bu gözyaşlarıyla, bir çift çorabın alâkasını kurmaya çalışırken babam, beklemediğimiz bir şey yaptı. Çorabı burnuna götürdü, kokladı, kokladı. Arkasından hıçkırarak ağlamaya başladı. Hepimiz şok olmuştuk, tek kelime bile söylemeden bekledik. Babam nihayet kendisini topladı ve;
- Babanız sandığımdan da büyükmüş Selim Bey. Ben olsaydım öyle müreffeh bir hayattan sonra anlattığınız gibi bir darlıkta, herhalde çıldırırdım. Selim Beye döndü ve 'Siz ne yapardınız?' diye sordu.
Selim Bey kendisine has tebessümü ile:
- Bir müddet zeytin yerdim, sonra... dedi ve gülümsedi.
O sırada kapı çalındı, biraz önceki beyefendi elinde bir kutuyla içeriye girdi. Kutuyu Selim Beyin masasına bırakıp çıktı. Selim Bey yerinden kalkıp kutuyu alarak Mehmet Beye uzattı.
- Buyurun, yıllarca size vermek istediğimiz emanetiniz.' dedi. Mehmet Bey bilinmez duygular içerisinde kutuyu açtı. İçinden kadife bir kese çıktı. Keseyi açıp içini kutuya boşalttığında merakı iyiden iyiye arttı.
Keseden birkaç tane cumhuriyet altını ile bir not çıkmıştı. Mehmet Bey hassasiyetle katlanmış kâğıdı açıp okumaya başladı.
Sevgili Mehmet Bey oğlum, Bazen istediğimizi yaparız, çoğu zaman da mecbur olduğumuzu...
Tahsil hayatınız boyunca size burs vermeyi taahhüt etmiştim. Ancak eğitiminizin son altı ayında size burs verme imkânını bulamadım. Bir müddet sonra imkânlarıma yeniden kavuştum; lâkin bu sefer de size ulaşamadım. Dolayısıyla size borçlandım ve borçlu kaldım. Eğer böyle bir borcu gözyaşı ve ızdırapla ödemek mümkün olsaydı, ben bu borcu fazlasıyla ödemiş olurdum. Zira sevgili oğlum, bu altı aylık zaman diliminde bursunu verememenin ızdırabıyla kaç gece ağladım. Her neyse, bursunuzu tarihlerindeki değeriyle altına çevirdim. Bu altınlar sizindir. Bunlar elinize ulaştığında, borçlarımın tamamını ödemiş olacağım.
Sevgilerimle, Nazif Cebeci.
Mehmet Bey neye uğradığını şaşırmıştı.
Bu büyük insanın yüceliği karşısında bir çocuk gibi yalnızca ağlıyor, ağlıyordu. Selim Bey de bir hayli duygulanmıştı. Onun da yanaklarından yaşlar süzülüyordu.
Bir ara yaşlı gözlerle babasının siyah-beyaz portresine baktı.
Kendisine yıllarca hüzünle bakan gözleri, bu sefer sevinçle bakıyor gibiydi.
Peki ya siz olsanız ne yapardınız?
Bir müddet zeytinle idare edebilir miydiniz?
7 Temmuz 2022 Perşembe
Cam Tavan Sendromu ve Başetme Yöntemleri Nelerdir?
Cam Tavan Sendromu ve Başetme Yöntemleri Nelerdir?
Kişisel gelişim konusunda uzman olan Dr. David J. Schwartz bir pire deneyi yapar. Bu pire deneyiyle birlikte anılmaya başlayan cam tavan sendromu, kişinin kendi kendine koyduğu engelleri aşamaması, çaresizliği öğrenmesi durumuolarak tanımlanır.
Dr. David J. Schwartz’ın yaptığı deney pireleri konu alır. Dr. David J. Schwartz pirelerin farklı yüksekliklerde zıpladığını gözlemlemiştir. Deney için birkaç pireyi 30 santimetre yüksekliğinde metal tabanlı bir cam fanusa alır ve incelemeye başlar. Deneyin başında metal zemin ısıtılır. Pireler ısınan zeminden ve sıcaktan rahatsız olur, zıplayarak kaçmaya çalışır. Zıpladıkça başını cam tavana vuran pireler, kendilerini önleyen engeli anlamlandırmakta güçlük çeker. Defalarca tekrarlanan cama vurma işleminin sonunda pireler 30 santimetreden yükseğe zıplamamayı öğrenirler.
Bütün pirelerin aynı yüksekliğe zıpladığı gözlemlendiğinde deneyin ikinci aşamasına geçilir. Metal zemin tekrar ısıtılır ve cam tavan kaldırılır. Üstlerinde çarpacak bir engel olmamasına rağmen bütün pireler 30 santimetre yükseğe zıplarlar. Daha yükseğe zıplama olanağı vardır ancak eylemi harekete geçiren cesaret unsuru yoktur. Kafalarını cam tavana tekrar tekrar vuran pireler, kendilerini sınırlayan engeli tanımlarlar. Daha çok, daha yüksek zıplama ya da fanustan kaçma imkânları vardır. Ancak artık engel fiziksel olarak değil, zihinsel olarak etki göstermektedir. Dış engel etkisini yitirse de iç engel varlığını sürdürür. Cam tavan sendromuna da adını veren deney, canlıların başaramayacakları düşüncesini nasıl öğrendiklerini gösterir.
Pire deneyiyle tanımlanan cam tavan sendromu, 1969’da Wall Street Journal gazetesinde yayınlanan bir makale ile dünyaya duyurulur. O tarihten bu yana, birey psikolojisini tanımlamak için kullanılan terimlerdendir. Özellikle kadınların iş hayatında karşılaştığı engelleri, özgüven, performans ve başarı kriterlerinden kaynaklanan sorunlar değerlendirilirken kullanılır.
Cam tavan kavramı, kişinin potansiyelini ulaşılmaz kılan ve başarısını değersizleştiren görünmez bir handikabın metaforik tanımıdır. Kişinin potansiyelinin farkında olması ve zihnindeki engelleri aşmaya çalışması oldukça önemlidir. Doktor David J. Schwartz beynin bir eyleme dair oluşturduğunuz düşünceyi ve inancı haklı çıkarma çabası olduğunu söyler. Bir eylemin imkansız olduğuna dair beslenen inanç doğrultusunda beyin bu inancı doğrulamaya çalışır ve kanıtlamak için yollar arar. Tam tersine, bir eylemin yapılabilir olduğu düşünüldüğünde ve buna dair inanç canlı tutulduğunda zihin bu düşünceyi gerçeğe dönüştürmenin yollarını arar.
Kişinin başarısızlığı kabullenmesi, çaba etmeninin ortadan kalkmasına yol açar. Ek olarak, öğrenilmiş çaresizlik kişinin söz konusu olan durum veya eylem ile ilgili özgüvenini kaybettiğinin de göstergesidir. Özgüvenin kaybolması kişinin kendi deneyimlerinden ya da geçmişteki çabalarından dolayı yaşanabileceği gibi dış etmenler doğrultusunda da gelişebilir. Kişiler yeni bir eyleme kalkışacakları zaman çevresini gözlemler. Yapmak istenen eylemi gerçekleştiren ya da eylemi yapmaya kalkışan kişilerin deneyimlerini diğer kişilerin deneyimlerinden üstün tutma eğilimi gösterirler. Kendisiyle aynı ya da benzer koşullara sahip olan bir kişi daha önce ilgili eylem doğrultusunda çabaladığı halde başarısızlığa uğramışsa, yapmak istediği eylemden vazgeçebilir. Birçok insan için bir eylemi başka birinin yapamadığını görmek, denemekten vazgeçmek için yeterli bir nedendir.
Bireyi cam tavan sendromuna girmesine aile yapısı, toplum baskısı, bulunulan sosyal çevrenin değerleri, dönem koşulları, erk yönetim ve iktidar gibi pek çok faktör sebep olabilir. Bu yanıyla cam tavan sendromu, kişinin zihnine ve bedenine sarılmış görünmez bir zincir gibidir. Bu zincir zamanla çoğalıp tüm düşüncelerinize yayılabilir. Zihninize yer eden bu zincirlerden kurtulmak için çaba göstermezseniz kurtulmaya dair umudunuzu yitirebilirsiniz. Başarısız bile olsanız çabalamanız umudunuzu taze tutar ve çaba vermeniz başarılı olabileceğinize dair inancınızı artırır. Çaresiz kalan kişi yeni çareler arar. Öğrenilmiş çaresizlikle yaşamaya çalışan kişi, etkisiz kalır. Psikolojik destek alarak başarıyla olan mesafenizi anlamlandırabilir, kişisel engellerinizi aşmayı deneyebilirsiniz.
Bireysel olarak cam tavan sendromu ile mücadele edebilmek için;
* Kişisel becerilerinizi ve mesleki niteliklerini geliştirmek için eğitim almalı,
* Özgüvenli olmak için mağduriyet duygusundan kurtulmalı,
* Çalıştığınız işletmedeki eğitim, mentörlük fırsatlarını kaçırmamalı,
* Doğru ve etkili iletişim kurmak için beden dilini doğru kullanma ve diksiyon geliştirmeye odaklanmalı,
* Ekip ruhunun gücüne inanarak sadece bireysel çalışmalara değil, takım çalışmasına da önem vermeli,
* İş yaşam dengesini koruyabilmek için zaman yönetimi konusunda özenli olmalı,
* İş odaklı olmayıp sosyal ilişkilere önem vermeli ve hobileriniz için kendinize de zaman ayırmalısınız.
Cam tavan metaforu ilk olarak 1986 yılında Hymowitz ve Schellhardt tarafından “örgütsel hiyerarşilerde yüksek yöneticilik düzeyinin hemen altında yer alan ve kadınların bu seviyeye yükselmelerini engelleyen ya da kısıtlayan bir engeli ifade etmek üzere kullanılmıştır. Dolayısıyla bu kavram, kadınların çalışma yaşamında yönetici gibi üst pozisyonlara gelmesini engelleyen “görünmez” engeller anlamını taşımaktadır.
18 Haziran 2022 Cumartesi
Tayinci Çocuğu Tahsin Kimdir?
Tayinci Çocuğu Tahsin Kimdir?
Hele bi bak Tahsin ...
Tahsin'in babası subaydı. Tayinci çocuğu derlerdi ona. Okul yıllarında Erzurum'a gittiler...
Okul bir oda, beş sınıf; ikinci sınıftan başladı. Tahsin konuşmadı, konuşamadı; okuyamadı da...
Derken yine tayin; Erzurum'dan Kayseri'ye...
Okuyamayan, konuşmayan Tahsin'i birinci sınıfa geri çektiler. Birinci sınıflara Aliye Öğretmen bakıyordu. Kekemelik tutmuştu Tahsin'i... Her gün, bütün çocuklar gittikten sonra Aliye Öğretmen Tahsin'le çalıştı, konuşma pratiği yaptılar. Bir buçuk yıl sürdü bu konuşma talimleri...
Birgün Aliye Öğretmen;
"Senin en kolay söylediğin kelime nedir," diye sordu.
"Hele'dir öğretmenim"
"Peki, bu kelimenin arkasına kelime ekleyerek konuş, hele be, hele sen gel, hele git gibi..."
"Hele be öğretmenim, hele sen gel öğretmenim..."
Sorun böylece çözüldü.
5'inci sınıfta okul birincisi oldu Tahsin. Aliye Öğretmen tuttu elinden bilgi yarışmalarına katıldı. Tayinci çocuğu Tahsin...
Yine tayin Kayseri'den İstanbul'a...
Tahsin okudu makine mühendisi oldu. Bir daha okudu. Gazetecilik Yüksek Okulu'nu bitirdi.
Yıllar sonra...
Kayseri PTT'den ismi Aliye olan ne kadar insan varsa hepsinin telefonunu aldı. Bir bir aradı öğretmenini bulmak için.
"Aliye isminde, şu şekilde, şurada bir öğretmenim vardı, onu arıyorum..."
Yılmadı Tahsin.
Telefonlardan biri "bir akrabasının tanıma uyduğunu" söyledi ve ekledi "hep sizin adınızı söylerdi..."
izini sürdü ve buldu.
Ellerinden öptü öğretmeninin...
Tahsin...
Reklamı sevmedi. Bir tıraş bıçağının tüm dünyada yayınlanacak reklamını da otomobil markasının reklamını da kabul etmedi. Şampuan, diş macunu, banka hepsine "hayır" dedi.
"Dünyada her şey para değildir," dedi.
Yine tayin...
Bu dünyadan 16 Eylül 2016'da tayini çıktı...
Hele bir gitti...
Hele Allah rahmet eylesin...
Hele saygıyla...
Tahsin!
Tahsin Tarık Üregül
Tarık AKAN diye bilinir.
25 Nisan 2022 Pazartesi
Metal Madeni Paraların Maliyeti, Ağırlığı, İçerisinde bulunan Madenler ve Karışım Oranları
24 Nisan 2022 Pazar
Hayattan Ne Öğrendim? - Sonsuz Bir Karanlığın İçinden Doğdum, Işığı Gördüm, Korktum, Ağladım - Mevlana
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi,
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu,
Zamanı öğrendim.
İnsanı öğrendim.
Sevmeyi öğrendim.
İnsan tenini öğrendim.
Evreni öğrendim.
Ekmeği öğrendim.
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
Namusun önemini öğrendim evde.
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra kararında acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya...
Kalp durur...
Akıl unutur...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur...
6 Şubat 2022 Pazar
DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ - Eğitim Müfettişi Doğan CEYLAN
İzmir Ödemiş Kaymakçı Çok Programlı Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen iki öğrencisi tarafından öldürülüyor. Olayın araştırılması için Maarif Müfettişi Doğan Ceylan görevlendiriliyor.
Müfettiş, öyle bir rapor düzenliyor ki, tüm anne ve babaların okuması ve kendilerine ders çıkarması gereken bir rapor.
Türk gençliğinin içinde bulunduğu bir durumu analiz ediyor ve duygusuz nesi tehlikesine işaret ediyor.
Doğan CEYLAN, Eğitim Müfettişi
Şehitler için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.
Yanıbaşımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen onbinlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor.
Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor.
Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.
Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar.
Herkesi kendine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar.
İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı.
Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.
Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor, atalarımıza karşı vefasızlar.
Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan yoksunlar.
Vatan, onlar için son model bir cep telefonundan daha değersiz.
Milletimizin geleceği açısından endişeleniyorum.
20 yıl sonra bu nesil, nasıl ana-baba olacak?
Vatanı nasıl savunup can verecek?
Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim.
Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz artık.
Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi. Çocuklar hayattan bihaber.
Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.
Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar. Hiç susuz kalmamışlar. Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha “susadım” demeden ağzına suyu dayıyoruz.
Çocuklar hiç üşümüyorlar. Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı, hiç titremiyorlar.
Çocuklar hiç ıslanmıyorlar, evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz. Saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz. Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.
Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar. İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz onları yorulmasınlar diye. Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz. Onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.
Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz. Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.
Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar. Elleri yanmasın, kesilmesin sakın diye onlara ne bıçak tutturuyor ne ocak yaktırıyoruz.
Çocuklar hissetmiyor yaşamı, açlığı bilmediği için açlara acımıyor, üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor.
Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor, haber kalabalığı olarak görüyor, gülüp geçiyorlar.
Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyor, savaşları, kurşunlanan ölen insanları umursamıyorlar.
Acımıyorlar……
Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, barışın ve huzurun, ana babanın….
Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek güzel ülkemize.
Bu sorunu Devlet derinden hissetmeli.
Bu sorunun çözümü için ciddi çalıştaylar düzenlenmeli.
Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı.
Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli.
Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek…
Doğan CEYLAN, Eğitim müfettişi
5 Şubat 2022 Cumartesi
Google Araması Yaparken Nelere Dikkat Edimelidir?
Merak ettiğimiz, araştırdığımız, öğrenmeye çalıştığımız herhangi bir konuyu Google’da aramak çok kısa bir zamanda içinde mümkün olmaktadır. Google’ın arama yaptığımız konuyla ilgili milyonlarca sayfayı önümüze getirmesi çok kısa sürsede pek çok sayfa arasından istediğimiz bilgiye erişmek çok zaman almaktadır. Bu nedenle aşağıda paylaşılan bilgiler ışığında Google aramalarında istediğimiz bilgiye daha kısa zamanda erişmek mümkün olmaktadır.
Google arama operatörleri nedir?
Google arama operatörleri yaptığımız normal metin aramalarının özelliklerini derinleştiren çeşitli komutlar bütününe deniyor. Temelde bu komutlar Google’a farklı bir türde arama yapmasını söyleyip, arama sonuçlarını daraltmamıza yarıyor. Örneğin tam olarak aranan kelime grubunu barındıran içeriklere erişmek için kullanılan tırnak işareti komutunun arama sonuçlarını nasıl daralttığını, yanlış bilgi psikolojisi kelimelerini arayarak görebiliriz.

Tırnak işareti kullanılmadan yapılan arama içinde “yanlış”, “bilgi” ve “psikolojisi” kelimeleri geçen tüm sonuçlara, yani 13 milyondan fazla sonuca erişmemizi sağladı.

Tırnak işareti içinde yapılan arama “yanlış bilgi psikolojisi” kelime grubunu barındıran sonuçları gösterdiği için yalnızca 218 sonuç var.
İlgili komutlardan örnekleriyle beraber bahsetmeden önce hatırlatmakta fayda var; aradığınız kelime ile arama komutu arasına boşluk ya da bir başka simge koymadığınızdan emin olun.
Tırnak işareti
Yukarıda da belirtildiği gibi belli bir kelime grubunu aramak için tırnak işareti kullanılabilir. Bu bir özlü sözün ya da demeçin kaynağına ulaşmak için etkili bir yol olabilir.
AND - VE
İngilizce’de “ve” anlamına gelen AND komutu yalnızca aradığınız iki kavramın aynı anda bulunduğu içeriklere erişmenizi sağlar. ABD Başkanı Joe Biden ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in birlikte yer aldığı içerikler için ideal arama şu şekilde yapılabilir;

İngilizce’de “ya da” anlamına gelen bu komut sayesinde aradığınız terimlerden birini ya da diğerini barındıran içeriklere ulaşabilirsiniz.
AND ve OR komutu kullanarak yapılan sorgulardaki sonuç farkını daha iyi anlamak için aşağıdaki gibi bir şema kullanmak mümkün.

Belli bir internet sitesi içinde arama yapmak istediğinizden eminseniz, bu komutu kullanabilirsiniz. Aşağıdaki gibi bir sorgu ile İçişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yayınlanan ve içerisinde “kadın cinayetleri” geçen içerikleri görmek mümkün.

İngilizcede dosya türü anlamına gelen komutla belli bir dosya türünde arama yapmak ulaşmaya çalıştığınız bilgi için aradığınız kısa yol olabilir. Komutun ardından pdf, doc, docx, xls, xlsx, ppt gibi dosya tipi kısaltmaları ekleyerek ilerleyebilirsiniz.

Bazı kelimeleri yaptığınız aramadan hariç tutmak için o kelimelerin önüne eksi (“-”) işaretini koymak yeterli.
Aradığınız terimin birden fazla anlamı varsa (örneğin çay, hem bir içeçek hem de bir tür akarsu anlamına gelir) istemediğiniz anlamı ifade eden kelimeler için bu komutu kullanarak arama özelleştirilebilir. Yanlış bilgi psikolojisine dair, içinde teyit kelimesi geçmeyen arama sonuçları için;

intitle:
Sorguyu bu komutla birlikte yaparsanız Google sonuçları o kelimeye başlıkta yer veren içeriklerle sınırlayacaktır.
Bu komut yalnızca ardından gelen kelime için çalışır. Eğer belli bir kelime grubuna başlıkta yer veren içerikleri arıyorsanız allintitle: komutunu kullanabilirsiniz. Yani [intitle:google intitle:arama] ifadesi [allintitle: google arama] ifadesiyle aynıdır.
Başlığında “şüphe” geçen Teyit yazılarına ulaşmak için şöyle bir sorgu yapabiliriz.

Sorguya ekleyeceğiniz inurl: komutu Google’ın sonuçları, URL’sinde bu kelimeleri içeren linklerle sınırlamasını sağlar.
related:
Bu komut sorguda belirtilen internet sitesine benzer sitelerin listesini verir.

Eksik kelimeyi uygun olabilecek seçeneklerle tamamlamak için yıldız işaretini kullanabilirsiniz. Örneğin bazı kelimelerini hatırlamadığınız şarkı sözlerini bulmak ya da bir fotoğraftaki tabelanın görünmeyen kısmında yazan ismi tamamlayarak arama yapmak için başvuracağınız komut bu olabilir.

Kombinasyonlar yaratmak mümkün
Komutları arama yaptığınız konunun gerektirdiği şekilde bir arada kullanmak mümkün. Bir alıntının kaynağını, bir fotoğrafın orijinalini ya da resmi belgeleri hızlıca bulabilirsiniz. Bir matematik problemi çözdüğünüzü ya da yemek tarifi hazırladığınızı düşünmek ve doğru komutları bir araya getirmek yeterli.
Mesela Teyit’in yanlış bilgi hakkında yayınladığı raporlara erişmek için aşağıdaki gibi bir arama yapmak sonuçları oldukça daraltacaktır.

Bu gelişmiş ancak pek bilinmeyen işlevler Google'ı son derece esnek bir araç haline getirebilir. Sadece birkaç temel komutu bilmek bile size avantaj sağlayabilir. Bahsettiğimiz komutlarla aynı işlevi gören Google gelişmiş arama sayfası da detaylı arama yapmak için kullanılabilir.
24 Ekim 2021 Pazar
Kullandığınız Her Sözcükle Bir Anlaşma İmzalarsınız
Hem kendimizle, hem karşımızdaki kişilerle ve hem de tüm evrenle!
Bir insan gelecekte ne yaşayacağını merak ediyorsa eğer;
Bugün ne konuştuğuna baksın...
Sadece OLMASINI İSTEDİĞİNİZ şeyleri söylememiz gerekir.
"Hasta olmak istemiyorum" yerine,
"SAĞLIKLIYIM"
"Yaşlanmak istemiyorum" yerine
"HER ZAMAN GENÇ KALACAĞIM"
Beyin negatifi algılamaz. Söylenen her sözü gerçek kabul eder.
Mesela siz, "Unutma" dediğinizde onu *"unut"* olarak algılar.
Birisine, “Panik yapma” dediğinizde daha fazla panik olacaktır.
Bu yüzden, ne istiyorsak onu söylemeliyiz!
Birisi sizi gördüğünde "hasta gibi görünüyorsun" derse ve siz buna inanır, onaylarsanız, anında anlaşmayı imzalamış olur ve hastalanırsınız.
Bazı insanlar hastalıklarına sıkı sıkı sahip çıkarlar.
"Benim şekerim var!"
"Benim tansiyonum var!"
”Benim kolestrolüm yüksek!”
*BENİM..!!!* diyerek sahip çıkarsanız o hastalık da sizi bırakmaz!
*"BEN" diye başlayan her cümleyi bilinçaltınız sahiplenir ve emir kabul eder.
*FARKINDALIĞI OLAN KİŞİ İSE: bedeninin kendine verdiği mesajdan ders çıkarır.
*"Bilmem gereken şey ne?”
*”Hayatımda neyi değiştirmem gerekiyor?"
*"Nerede hata yaptım ki; hastalıkla bedenim beni uyarıyor?"
Büyüklerin çok söylediği bir söz vardır:
*"Bir şeyi kırk kere söylersen olur."
Hiç düşündünüz mü neden acaba?
Çünkü dil neyi çok söylerse, bilinçaltı onu gerçek kabul eder ve beyin gerçekleştirmek için harekete geçer.
*OLUMLU KONUŞMAK ve OLUMLU DÜŞÜNMEK işte bu yüzden çok önemlidir.
24 Temmuz 2021 Cumartesi
Dünyada Yapılan İlk Satranç Otomatının Adı - Türk
Dünyanın ilk satranç otomatı, 1734-1804 yılları arasında yaşayan Macar Kempelen tarafından geliştirilmiş, kurulduktan sonra karşısındaki kişiyle satranç maçı yapan "Türk" adındaki bir mekanizmaydı.
Macar mucit Kempelen tarafından geliştirilen satranç otomatı "Türk", 1800'lü yılların en gizemli ve ilgi çeken satranç oyuncusuydu.
UNESCO tarafından 20 Temmuz 1966'da ilan edilen Dünya Satranç Günü'nün bu yıl 55'incisi kutlanmaya hazırlanılırken, AA muhabiri tarihin en gizemli satranç oyuncusu "The Turk", yani "Türk"ün hikayesini derledi.
Tarihi en az 4 bin yıl öncesi Mısır'ına dayandığı rivayet edilen, bugünkü ismiyle ise ilk kez milattan sonra 3-4. yüzyılda Hindistan'da "Çaturanga" adıyla oynanmaya başlayan satranç, dünya çapında milyonların ilgiyle oynadığı bir oyun.
Satrancın en iyilerini belirlemek için her yıl düzenlenen dünya şampiyonalarında birincilik kürsüsüne çıkan oyuncular arasında olmasa da "Türk" adı aslında satranç tarihinin en gizemli ve ilgi uyandıran hikayesinde yaşıyor.
Tarihteki ilk satranç otomatı olan makinenin adı "The Turk", yani "Türk"tü. 1734-1804 yılları arasında yaşayan Macar mucit Johann Wolfgang Ritter von Kempelen de Pazmand tarafından geliştirilen otomat, üzerinde sarıklı ve bıyıklı bir Türk figürü oturtulmuş, 120 santim uzunluğunda, 105 santim genişliğinde ve 60 santim yüksekliğinde akçaağaçtan yapılmış bir mekanizmaydı.
Kempelen'in 1769'da yapımına başladığı otomat ilk maçını Avusturya İmparatoriçesi Maria Theresa için yapmıştı. Otomat kurulduktan sonra karşısında oturan gönüllü ile satranç maçı yapan "Türk", oyun sırasında başını hareket ettiriyor, tıpkı bir sonraki hamlesini hesaplayan gerçek bir oyuncu gibi gözlerini oynatabiliyordu.
Her ne kadar bir otomat olsa da "Türk" iyi bir satranç oyuncusuydu. Öyle ki ünü hızla yayılınca Napolyon Bonapart ve Benjamin Franklin ile de maçlar yapmış ve bu maçlarını kazanmıştı.
Edgar Allan Poe da "Türk"ü yazdı
"Türk"ün çalışma mekanizması sırrını hep korudu. Otomatın nasıl çalıştığına dair sorular ise yanıtsız kaldı. Mekanizmanın çalışma prensiplerine dair ortaya pek çok tez atıldı. Bu tezlerden bazıları "Türk"ün içinde bir çocuk ya da bir satranç ustasının oturduğu yönündeydi. Bu teze göre bir otomata karşı oynadığını düşünen oyuncular, aslında bir satranç ustasıyla maç yapıyorlardı.
Bir başka tez ise her taşın altında bir mıknatısın olduğu ve hamlelerin yine usta satranç oyuncusunun oynadığı tahtaya yansıtıldığı yönündeydi. Hatta dönemin usta satranç oyuncularından bazılarının "Türk"ün içinde oynayan isim olduğu yönünde iddialar da ortaya atıldı.
"Türk"ün sırrını çözmek için kafa yoranlardan birisi de ünlü Amerikalı şair ve yazar Edgar Allan Poe'ydu. Poe, "Maelzel's Chess" adlı yazısında otomatı, "Akçaağaç ağacından olduğu anlaşılan büyük bir kutunun yanında, bağdaş kurmuş şekilde Türk gibi oturan bir figür görülmektedir." diye tanımlamıştı. Poe yazısında "Türk"ün çalışma prensiplerine ilişkin tahminlerine de yer vermişti.
"Türk" bir yangında yok oldu
Kempelen'in ölümünden sonra otomat oğlu tarafından, metronomun mucidi Johann Maelzel'e satıldı. Maelzel'in girişimleriyle otomat 1817-1837 yılları arasında tüm Avrupa ve ABD'de "turneye" çıktı.
Maelzel'in vefatının ardından bu kez de Edgar Allan Poe'nun doktoru John Kearsley Mitchell "Türk"ü satın aldı ancak eskisi kadar ilgi görmeyen otomatı Philedelphia'daki bir müzeye bağışladı.
"Türk" 5 Temmuz 1854'te Philadelphia'da Ulusal Tiyatro'da başlayıp müzeye sıçrayan bir yangında sırlarıyla birlikte kül oldu. Tıpkı mekanizmanın nasıl çalıştığı gibi neden tarihin ilk satranç otomatına "Türk" adının verildiği sorusu da yanıtsız kaldı.
"Türk"ün son sahibi Michell'in oğlu Silas Michell bu durumu şu sözlerle anlatmıştı:
"Hiçbir zaman Türk'ünki gibi bir sır tutulmadı. Kısmen, birçok kez tahminlerde bulunuldu ama hiçbirisi bu eğlenceli bulmacayı çözemedi.
Sunay Akın - Sonsuza Kadar Derin Aşk - Dumlupınar Denizaltısı
Yine her zaman buluştukları kır kahvesinde buluşmak için randevulaşırlar. Önce delikanlı gelir sonra da genç kız. Genç kız geldiğinde delikanlının yüzü düşmüş suratı asık onu beklemektedir. Genç kız bu suratı hiç beğenmemiştir. Ayrılık vakti geldi diye düşünerek hazırlamıştır kendini. Önceki buluşmalarda ki o heyecan o sevinç artık yoktur delikanlıda. Usulca yanına yaklaşır ve "Hoş geldin" der. Kuru bir "sen de hoş geldin" diye aldığı cevap iyice hüzne boğmuştur genç kızı. Artık bu aşkın sonuna geldiğini düşünerek sorar;
- Evet!
- Hadi söyle o zaman, her şeye hazırlıklıyım.
- Yaa beni bir denizaltıya verdiler. dedi kızgınca.
- Yaa öyle deme, biz denizciler gemideyken sevdiklerimizle haberleşemiyoruz denizaltıdan nasıl haberleşeceğiz? Delikanlı üzgün bir sesle sorar genç kıza;
- İstersen ayrılalım!
- Hayır asla. Ben seni bırakmam . diye cevaplar genç kız.
- Yaa biz Çanakkale boğazından denizaltı ile çok geçeceğiz ve geçişlerimiz hep satıhtan olur. Sen de fenerle mors alfabesini kullanarak sana haber verdiğim zamanlarda yazışırız. Olmaz mı?
- Bunlarla mı yazışacağız? diye sorar genç kız yeniden.
- İstemiyorsan ayrılalım. der delikanlı.
- Yok hayır. der gençkız. Ayrılık yok yaşasın mors. diye yineler delikanlıya.
- Çabuk okuyun bakalım ne diyorlarmış. diye emir verir komutan. Subaylardan biri heceleyerek okur;
- Se ni se vi yo rum.
- Bu ne lan. der komutan.
- Ne iş oğlum bu?
- Efendim mors alfabesi hediye etmiştim ve ben geçince bana yazarsın demiştim işte o. diye cevaplar delikanlı Teğmen.
- Vayy be aferin lan! desene biz bunca zaman boğazları hep boş geçmişiz.
- İzin verir misiniz komutanım ben de bir mesaj yazayım.
- Neyle?
- Cep fenerim var komutanım. der delikanlı teğmen.
- Lan ne feneri aç projektörü geç başına ver mesajını. der komutanı Teğmenine.
- Vay be, duyduğumuz doğruymuş böyle bir aşk varmış. der denizaltının kaptanı Bahri Kunt.
- İyi de bu kızın sevgilisinin denizaltısı öndeydi niye bize mesaj yazdı ki? diye kendine sormadan sormadan edemez kaptan.
- Efendim herhalde uyuyakaldı ya da sırayı şaşırmıştır. diye cevaplar subaylardan biri.
- Yahu geçip gideceğiz şimdi kız haber almazsa yanlış anlayacak rahat uyuyamaz. Nasılsa gecenin karanlığı kimse anlamaz açın şu projektörü. emrini verir kaptan Bahri Kunt.
-Sunay Akın
Cervantes, Kılıç Ali Paşa ve Mimar Sinan Aynı Camide Nasıl Buluşur?
Cervantes, Kılıç Ali Paşa ve Mimar Sinan Aynı Camide Nasıl Buluşur? 1500'lü yıllarda İtalyan bir aile henüz 11 yaşındaki oğullarını papa...
-
Kitabın Adı : Yazıyı Bulan Çocuk Kitabın Yazarı: Sinan Yaşar Kitap Hakkında Bilgi: "Ben Beyaz Bulut! Hiç alçak gönüllülük etmeyeceğim; ...
-
Kitabın Adı: Zerdali - Dedemle Bir Yıl Kitabın Yazarı: Yaşar Bayraktar Zerdali - Dedemle Bir Yıl Kitap Sınavı Soruları 1-) Yazarın dedes...










